Ateşböcekleri İle Kanaviçe
Hem gecesiyim ben bu taşın, hem gündüzü
Hem mağaradaki uykusuyum, hem kuyudaki hüznü
Kapanır omzuma her günün sonunda bir öksüz gibi
Dilinde kelepçe, gözlerinde o amansız mühür
Kapanır içine, kapanır odalara, kapanır gördüğü bütün yolculara
Sonra, alıp durgun sulardan şu kırılgan yüzünü
Çekip gitmek ister bir gezgin gibi eylül yağmurlarında.
Dört mevsim sağ yanımda taşırım ben onu, kimse bilmez
Bir bohçaya sarıp türlü tılsımlardan geçiririm dağlı yanımla.
Her gece ninniler söylerim ona küçüklüğünden beri:
Uyu bebek taşım uyu, yalanlarla değil şiirlerle büyü.
İşte böyle; bir taş bu, sadece bir taş! Kaşıyla, gözüyle
Cânıyla, cânânıyla, sevinciyle, öfkesiyle bizim olan bir taş!
Her şafakta horozlarla başlar güne, ezanları dinler huşû ile
Bir bakmışsınız, kardeşleriyle Bağdat’tadır kanlar içinde
Ya da, Kafdağı’ndadır otuz kuş ve Simurg ile birlikte;
Gözlerinde ateşböceklerinden aşırdığı rüyâ, kanatlarında kanaviçe!
Akşam olunca gelir ve kaybolur göğsümün kafesinde usulca.
Tepeden tırnağa cehennem olan bir şey söyle bana şimdi ey taş!
Yaksın bütün sokakları, yaksın şehri boydan boya o amansız ateş!
Bense boynumdaki urgan ile çarşılarda ciğer satıp dolanayım
Görsün bunu cümle âlem, görsün kulelerinde kadife yelekli şâirler!
Adem TURAN
Ateş Böcekleri İle Kanaviçe II Ben gidersem bu taş ağlar ardımdan
Renkleri bütün silinir, hükmü kalmaz burada
Ateşböcekleri geceye küser, geceyse bana!
Ben gidersem Pilar tutuklanır İspanya’da
Fener Roberto’yu alır, Madrid küme düşer İstanbul’da.
Hazır söz İstanbul’dan açılmışken
Dayanamam katiyen, tutar ben de gelirim
Pilar’ı faşistlerin elinden alır da öyle gelirim
Ağzımda barut gibi: “Hijo de la gran puta!”
Masasına kanaviçe Pilar’ın, gecesine ateşböcekleri
Endülüs sularında gemilerini yakan
Târık gibi gelirim.
Gelirim ben, yüzyıllardır, her yanım kan içinde!
En çok da Endülüs’ten gelirim, yüreğimi yakan ateşle!
Sokaklarda taş kesilmiş bin yıllık gölgeler!
Her gölgenin içinde kâtilini arayan gövdeler!
Bu tünelden çıkalım artık Pilar,
Atlarımızı yenildiğimiz dağlara doğru sürelim;
Nasıl olsa, sonu olmayan bir oyun bu,
Bütün kavimlerin bildiği bir masal;
Öyleyse, mevsim güze dönmeden
Ve henüz göç etmeden kuşlar
Bu tünelden çıkalım artık Pilar.
Bu masalı bitirelim.
Ateşböcekleri İle Kanaviçe
Hem gecesiyim ben bu taşın, hem gündüzü
Hem mağaradaki uykusuyum, hem kuyudaki hüznü
Kapanır omzuma her günün sonunda bir öksüz gibi
Dilinde kelepçe, gözlerinde o amansız mühür
Kapanır içine, kapanır odalara, kapanır gördüğü bütün yolculara
Sonra, alıp durgun sulardan şu kırılgan yüzünü
Çekip gitmek ister bir gezgin gibi eylül yağmurlarında.
Dört mevsim sağ yanımda taşırım ben onu, kimse bilmez
Bir bohçaya sarıp türlü tılsımlardan geçiririm dağlı yanımla.
Her gece ninniler söylerim ona küçüklüğünden beri:
Uyu bebek taşım uyu, yalanlarla değil şiirlerle büyü.
İşte böyle; bir taş bu, sadece bir taş! Kaşıyla, gözüyle
Cânıyla, cânânıyla, sevinciyle, öfkesiyle bizim olan bir taş!
Her şafakta horozlarla başlar güne, ezanları dinler huşû ile
Bir bakmışsınız, kardeşleriyle Bağdat’tadır kanlar içinde
Ya da, Kafdağı’ndadır otuz kuş ve Simurg ile birlikte;
Gözlerinde ateşböceklerinden aşırdığı rüyâ, kanatlarında kanaviçe!
Akşam olunca gelir ve kaybolur göğsümün kafesinde usulca.
Tepeden tırnağa cehennem olan bir şey söyle bana şimdi ey taş!
Yaksın bütün sokakları, yaksın şehri boydan boya o amansız ateş!
Bense boynumdaki urgan ile çarşılarda ciğer satıp dolanayım
Görsün bunu cümle âlem, görsün kulelerinde kadife yelekli şâirler!
Adem TURAN
Ateş Böcekleri İle Kanaviçe II
Ben gidersem bu taş ağlar ardımdan
Renkleri bütün silinir, hükmü kalmaz burada
Ateşböcekleri geceye küser, geceyse bana!
Ben gidersem Pilar tutuklanır İspanya’da
Fener Roberto’yu alır, Madrid küme düşer İstanbul’da.
Hazır söz İstanbul’dan açılmışken
Dayanamam katiyen, tutar ben de gelirim
Pilar’ı faşistlerin elinden alır da öyle gelirim
Ağzımda barut gibi: “Hijo de la gran puta!”
Masasına kanaviçe Pilar’ın, gecesine ateşböcekleri
Endülüs sularında gemilerini yakan
Târık gibi gelirim.
Gelirim ben, yüzyıllardır, her yanım kan içinde!
En çok da Endülüs’ten gelirim, yüreğimi yakan ateşle!
Sokaklarda taş kesilmiş bin yıllık gölgeler!
Her gölgenin içinde kâtilini arayan gövdeler!
Bu tünelden çıkalım artık Pilar,
Atlarımızı yenildiğimiz dağlara doğru sürelim;
Nasıl olsa, sonu olmayan bir oyun bu,
Bütün kavimlerin bildiği bir masal;
Öyleyse, mevsim güze dönmeden
Ve henüz göç etmeden kuşlar
Bu tünelden çıkalım artık Pilar.
Bu masalı bitirelim.
Adem TURAN