Herbert Spencer Kimdir?

sait.368
sait.368's picture

1820-1903 yılları arasında yaşamış olan İngiliz filozofu.

Temel eserleri arasında First Principles [İlk İlkeler], First Principles of Sociology [Sosyolojinin İlk İlkeleri], Social Statistics [Sosyal İstatistik], Descriptive Sociology [Betimsel Sosyoloji] adlı kitaplar bulunan ve fizik ve biyoloji bilimleriyle, siyasi ve toplumsal liberalizmden oldukça etkilenmiş olan Spencer’in felsefesinin temelinde evrim düşüncesi vardır. Bilimle dini uzlaştırmayı ve böylelikle de felsefeye yer açmayı amaç­layan Spencer’a göre, felsefe tüm diğer bilim­lerden genelliğiyle ayrılır. Felsefedeki teori­lerin varolan her şey için geçerli olduğunu öne süren Spencer, evrim öğretisini bu duru­mun tek istisnası olarak görmüştür.

Temeller Evrim teorisinin deneysel ola­rak test edilebilir, savunulup temellendirile­bilir bir teori olduğunu belirten Spencer, ba­sitten karmaşığa, homojen olandan heterojen olana doğru gerçekleştiğini düşündüğü evri­min, doğadaki, toplum ve ahlâki yaşamdaki örneklerini gözler önüne sermeye çalışmıştır.

Epistemolojisi: Epistemoloji alanında, insan varlığının bilgisinin sınırlı olduğunu, bizim yalnızca fenomenleri bilebileceğimizi öne süren Spencer, bir yandan da bu feno­menlerden, her şeye karşın Bilinemez Olanı, fenomenlerin kaynağı ve evrimin temeli olan Kavranamaz Gücün varlığını çıkarsa­yabileceğimizi savunmuştur. O, ilerlemenin bir rastlantı, insanın kontrolü altındaki bir şey olmayıp, bir zorunluluk olduğunu belirt­miş, yaşamın, içsel olanın dış çevreye uyar­lanmasından, sürekli olarak ona göre ayar­lanmasından başka bir şey olmadığını iddia etmiştir. Siyaset alanında bireyciliği sa­vunmuş, yaşam, zihin ve toplumu madde, hareket ve güç aracılığıyla açıklamaya çalış­mış olan Spencer, ahlâkın doğal bir temeli olduğunu, ahlâki sonuçların genel evrim ya­sasını izlediğini öne sürmüştür.

Etiği: Başka bir deyişle, siyaset felsefesi alarmda, eski liberalizmin en önemli temsil­cilerinden biri olan Spencer’a göre, devlet ve toplumun iki temel şekli vardır. Askeri devlet ve endüstriyel devlet. Bunlardan askeri devlet toplumsal örgütlenmenin baş­langıç formu olup, ilkel ve barbardır, savaş için her zaman hazırdır. Birey, burada sa­vaşta zafer amacı için bir araçtan başka bir şey değildir. Toplum sıkı ve disiplinli bir biçimde örgütlenmiştir ve her birey milita­rizm ve otoriter yönetimin gerekleri için kendisine tahsis edilmiş olan konumu işgal eder. Şovenizmle milliyetçilik ve emperya­lizmin askeri devlete gerekli ideolojik esini sağladığını ve devletin ruhban yapısının itaat ve disiplinin önde gelen erdemler olduğunu öğretmeye yöneldiğini öne süren Spencer’a göre, sanayici sınıfların iktisadi faaliyetleri devletin askeri ihtiyaçlarına bağ­lıdır; ekonominin hedefi daha büyük maddi refah aracılığıyla kişisel mutluluğu arttır­mak değil, fakat ortak gücü başarılı fetihler­le beslemektir.

Spencer’a göre, askeri devlet kendi top­raklarını genişlettikçe ve uzun bir zaman di­limi sonunda barış ve istikrarı sağlayınca, yavaş yavaş sanayici bir devlet ve toplum ol­maya doğru evrim geçirir. Söz konusu en­düstriyel devlet, askeri devletin her bakım­dan karşıtıdır. Bireyin toplumdaki yerini belirleyen şey, statüden ziyade, sözleşmedir. Sanayici toplum ve devlette, yaşam biçimi gönüllü işbirliğine dayalı olup, kendiliğindenlik, çeşitlilik, farklılık ve mutabakatsız­lık, bireyi yönetimin en yüce amacı sayma, onun en önemli değerleridir. Bu toplumun amacı, üyelerine en fazla özgürlüğü ve an yüksek mutluluğu temin etmektir.

Askeri toplumdan sanayici topluma doğru ilerleme, Spencer’a göre, yönetimin azalması anlamına gelir, zira hükümet ‘mevcut barba­rizmin bir delili’nden başka bir şey değildir. İnsanlar barışçı, birlikte yaşamaya gönüllü oldukları, işbirliği yapmayı öğrendikleri ölçüde sanayici toplum idealine daha çok yak­laşırlar. Bununla birlikte, modern endüstriya­lizmin bizatihi kendisinin yağmacı ve yırtıcı acımasızlığın yepyeni bir şeklini gün ışığına çıkardığını göremeyen Spencer, bireyin bir amaç olmaktan ziyade, bir araç konumuna indirgendiğini kavrayamamıştır. Yine Spen­cer, on dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin temel erdeminin, barışçı işbirliğinden ziyade, acımasız bir militarizm olduğunu farkedeme­miştir.

Sosyalist düşüncenin amansız bir karşıtı olan Spencer, bütün sosyalizmlerin kölelik olduğunu’ ileri sürer. Zira, ona göre, sosyalizm ya da komünizmde birey, belli bir efendiye değil, bütün topluluğa köle kılı­nır ve kölenin efendisinin ‘tek bir kişi ya da bir toplum olması arasında pek bir fark yoktur.

^^Felsefe ile pek içli dışlı deilim ama neti bıraktıgım dönemde okuma fırsatı buldugum bir kitapta bas kahraman Herbert Spencer ın üzerinde o kdar durduki araştırma geregi duydum ve yakın gecmişte yaşamış bir filozof oldugunu ögrendim...Ve aşırı derecede kitaptada anlatıldıgı gibi sosyalizmi kesinlikle kabul etmeyen bir kişilik...Sosyalistlerin köle olduklarını ve kölelerinde asla bir devamı olan bir yönetim kuramayacaklarını savunuyor...İlgilisi olanlar için ilk paylaşım olarak paylaşım dedim^^

--

уєиỉ нαуαтıи∂α вαşαяıℓαя
вαşαямαи ỉçỉи çσκ zαмαи αşıмı vαя
κỉмỉ тαşı∂ıℓαяѕα ỉиєя αуиєи
κσиυşтυ αуиєи κσиυş ∂υαуєи