öncelikle paylaşımın için teşekür ederiz Şenay. Köy Enstitülerinin kapatılmasındaki komik nedenlerin hiçbirinin neden olmadığı apaçık ortadadır. kapatılma nedeninin üreten insan modelini yoketmek olduğu aşikardır. süt sağan, bahçe çapalayan, meyve sebze yetiştiren, mandolin ve keman çalan bu gençlik nesili gibi bir nesil şimdi olsaydı keşke.
saygılar.
- yorum yapmak için giriş yapın ya da kayıt olun





Türkiye'de yaşanmış ilginç ve önemli bir eğitim deneyidir.Amacı köy kalkınmasına önderlik edecek becerilerle donatılmış öğretmenler yetiştirmek olan köy enstitüleri 1940'da kurulmuş,1947'de öğretim programlarında yapılan deişikle kuruluş amacından hayli uzaklaşmış,1945'de kapatılmıştır Köy enstitülerinin kurulmasına yol açan gelişmelerin başlangıcı 1935'e kadar uzanır.Bu tarihte Türkiye'nin 16 milyon olan nüfusunun 12 milyonu köylerde yaşıyordu.40 köye dağılmış bu nüfusun ancak yüzde 10'u okuma yazma biliyordu.Okulu olan köy sayısı 4.773'tü ve bu okullarda 6.950 öğretmen görev yapıyordu.Çoğu üç yıllık öğretim yapan köy okullarında,kent okullarıyla aynı öğretim programı uygulanıyor,öğretilen bilgiler köyün gereksinimlerine uymadığı gibi,günlük yaşamda kullanılmadığından zamanla okuma yazma bile unutuluyordu.Bu gerçekler herkesçe kabul edildiğinden,Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1935'te toplanan 4. Büyük Kurultayı'nda ilköğretimin hızla yaygınlaştırılması kararı alınınca Milli Eğitim Bakanlığı köyün gereksinimlerine uygun yeni tip öğretmenler yetiştirmek için hazırlıklara girişti. İlk kez 1936'da geçici olarak açılan eğitmen kurslarıyla kısa süreli bir eğitimle köy eğitmenleri yetiştirilmesine başlandı.Bu deneyin olumlu sonuçları görülünce 1937'de yalnız köy çocuklarının alındığı ve köye yönelikbir öğretim programı uygulayacak köy öğretmen okullarının açılması kararlaştırıldı.İlk örnekleri Kızılçullu(izmir) ile Mahmudiye'de (eskişehir) kurulan köy öğretmen okullarının sayısı 1938'de üçe 1939'da dörde yükseldi.1939'da toplanan 1. Eğitim Şurası bu uygulamanın daha da geliştirilip yaygınlaştırılması yolunda bir kara alınca,üç yıllık denemenin sonuçlarından da yararlanarak köylerin gereksinimleri ve köy öğretmeninin nitelikleri ayrıntılı olarak belirlendi ve 1940'ta çıkarılan bir yasayla köy enstitülerinin kurulmasına başlandı. 20 bölgeye ayrılan ülkede her bölge için bir enstitü kurulması öngörüldü.Daha önce açılan köy öğretmen okulları da köy enstitüsüne dönüştürüldü ve hızla yenilerinin kurulmasına başlandı.Kent ve kasabaların dışında tarıma elverişli toprağı bulunan alanlarda kurulan enstitü binalarının büyük bölümü öğrencilerce yapıldı.1941'de 14'e varan enstitü sayısı 1948'de 20 ye ulaştı.1942'de köy enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla Ankara Hasanoğlan'da bir de yüksek köy enstitüsü kuruldu. Öğrenim süresi beş yıl olan köy enstitülerine beş yıllık köy ilkokullarını bitiren kız ve erkek öğrenciler seçilerek alındı.Bunun yanındaüç yıllık köy ilkokullarını bitirenler arasından başarılı görülenler deiki yıllık hazırlık öğreniminden sonra enstitülere kabul edildi.Enstitülerde kültür dersleri yanında tarım ve ders çalışmaları,teknik ders ve çalışmaları da yapılıyordu.Bu ders ve uygulamalarda erkek öğrencilere tarla ve bahçe tarımı.sanayi bitkileri tarımı,hayvancılık,arıcılık ve ipekböcekçiliği,balıkçılık,demircilik,motorculuk,dülgerlik,duvarcılık,betonculuk,kız öğrencilere de biçki dikiş,el sanatları,örgü ve dokumacılık öğretiliyordu.Eğitim ve öğretimde doğaya uygunluk,kendi kendini yönetme ve kendi kendine çalışma ilkeleri temel alınıyordu.Okulu bitirip öğretmen olanlar hemen köy okullarına atanıyor,aylık ücretten başka işlenmesi için toprak ve tarım araç gereçleri de veriliyor,tarımsal kalkınmada köylüye önderlik yapması isteniyordu.Yedi köy enstitüsünde açılan sağlık bölümlerinde de sağlık ocaklarında görev yapacak sağlık memurları yetiştiriliyordu.Ayrıca enstitülerde 1936'da başlayan uygulamanın devamı olarak kısa süreli kurslarla eğitmen yetiştirilmesi de sürdürülüyordu. 1946'da çok partili yaşama geçilmesinden sonra köy enstitülerine karşın hem iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinden,hemde muhalefetten çeşitli eleştiriler yöneltildi.Bunlardan etkilenen hükümet de eğitim politikasında değişiklik yapılarak uygulama dersleri azaltıldı.Bunu 1948'de Hasanoğlan yüksek köy enstitüsü'nün kapatılması izledi.1950'de Demokrat Parti başa geçince ilk olarak sağlık bölümleri kapatıldı.1953'te programları bir kez daha değiştirilerek öbür ilk öğretmen okullarıyla birleştirilerek kapatıldı. Köy enstitüleri,ilk mezunlarını verdiği 1942'den nitelik değiştirdiği 1953'e kadar 1.398'i kız,15.943'ü erkek olmak üzere toplam 17.341 öğretmen yetiştirilmiştir.1936-47 yılları arasında açık kalan eğitmen kurslarında da toplam 8.675 eğitmen yetişmiştir.Enstitülerin sağlık bölümleri ise toplam 1.248 mezun vermiştir. Köy Enstitülerinin Yaraları ve Değerlendirmeler:
Enstitüler en çok ilköğretimi etkiledi. Yetiştirilen eğitmen ve öğretmenlerle ilköğretim küçük köylere kadar yaygınlaştırıldı. Eğitimdeki mevcut tıkanıklar giderilmiş oldu. Demokrasinin genişliğine ve derinleşmesine kökleşmesini sağladı. Bu sonuçları somutlaştırmak istersek; 1941-1942 öğretim yılında 3859 olan 5 yıllık öğretmenli köy okulu sayısı 1951-1952’de 12735’e çıktı. Akşamları da okul dışındakilere akşam okullarıyla öğretim verildi. Toplumsal hiçbir iş küçümsenmedi; güçlüklere dayanma, esere varma, ürün elde etme gibi olayların önemi kavrandı. İnsana saygı, ulus ve yurt sevgisi, çalışma zevki, çalışanı takdir etme duyguları benimsetildi.
Enstitülerdeki eğitimde ders kitaplarının çerçevesi içinde kalınmıyordu. Okuma ve düşünme alışkanlığı veriliyordu. Başkasını dinlemek, anlamak, düşünüleni söylemek alışkanlık haline getiriliyordu. Böylece araştırıcı ve savaşımcı kişiler yetişiyordu.
Ayrıca enstitüler sayesinde köy gerçeklerinin kavranması, aydınların köye yönelmeleri sağlandı. Böylece köy edebiyatı ve köy sanatı doğdu. Şehirli aydınlarla köy halkı arasında köprü kuruldu. Köy ve şehir toplumlarının karşılıklı ilişkileri arttı.
Köy enstitülerinde yetişmiş olan yazar Talip Apaydın’ın yaşadıklarıyla ilgili söyledikleri aydınlatıcıdır:
“Öyle bir ortam yaratmışlar ki çalışmayınca rahatsız oluyorduk.Bir canlılık, bir iş enerjisi yaratılmıştı aramızda.”
“Bizim amacımız düpedüz üretimdi. Okul yaşamın bir parçasıydı. Bizzat hayatı yaşıyorduk, hayatın bütün gerçeklerini yerine getiriyorduk.”
“Sadece çalışkan ve dürüst insan değerliydi. Konuşmalarda ve davranışlarda hep bu gerçek ortaya konurdu. Tembelliğin yergisi, çalışkanlığın övgüsü yapılırdı. Kişiliğimiz bu anlayış içinde biçimleniyordu”
Eleştiriler:
Bu dönemde enstitülere karşı haksız pek çok eleştiriler ve suçlamalarda bulunulmuştur. Bunlardan bazılarını sıralamak istersek:
Köy Enstitülerinin dağ başlarında, ıssız, susuz ve kurak yerlerde kurulduğu; kültürden yoksun bu yerlerde Türk çocuklarının uygarlıkla ilişkilerinin koparıldığı ileri sürüldü.
Henüz ergenliğe girmemiş çocukların alındığı ve boylarından büyük işlere sokulduğu, ağır işlerde çalıştırıldıkları söylendi.
İş eğitiminin yerli olmadığı, S.S.C.B.’den ya da AB devletlerinden kopya olduğu iddia edildi. İsmail Hakkı Tonguç, Pestolotzi,Blonsky,Dewey gibi eğitbilimcilerin iş eğitimi ilkelerinden etkilenmiştir. Ama onlarda iş ile eğitim ilkesi bir araçken, Tonguç’ta bir amaçtır. Hiçbir eğitbilimci 10 yıl süreyle iş içinde,iş eğitimi ilkesiyle, iş için amacını Türkiye2de olduğu gibi tüm ülkeye uygulama olanağı bulamamıştır.
Yalnızca köy çocuklarının okullara alınmasına ayrımcılık dendi. Bu şekilde ezen ve ezilen sınıf farklılığının körüklendiği söylendi.
Köy enstitülerinin işleyiş biçimi “devlet içinde devlet” olarak nitelendirildi. Bunun nedeni köy enstitülerinin eğitim, öğretim ve teknik işlerle ilgili yazışmalarını doğrudan bakanlıkla yapması ve bakanlığın akçalı işlerde ödeme emri buyuruculuğu yetkisini de enstitü müdürlerine vermesiydi.Bu uygulamalar aşırı merkeziyetçiliğe alışkın olan Türk bürokrasisine uymuyordu.
Enstitülerde öğrencilerin şımartıldıkları ve iyi yetiştirilmedikleri söylendi.
Enstitülerde işin öncül, bilginin ardıl sayıldığı; öğrencilerin amelelik ettiği ve bilgi düşmanı yapıldıkları söylendi. Oysa Atatürk’ün şu sözü bu eleştiriye güzel bir cevap olabilir: “Çocuklarımızı öylesine yetiştirmeliyiz ki ticaretin, tarımın ve sanatın bütün alanlarında bilgili, etkili ve yetkin olsunlar.”
En acımasız eleştiriler karma eğitim konusunda geldi. Öğrencilere yersiz ve ağır pek çok suçlamada bulunuldu. Oysa Atatürk 1925 yılında yaptığı konuşmasında: “Bütün okullarımızda eğitim ve öğretim uygulamalı olacaktır. Kadınlarımızın da aynı eğitim derecesinden geçirilerek yetiştirilmelerine önem verilecektir” diyerek karma eğitimin gerekliliğini belirtmiştir.