Genel Hastalıklar

olcay60
olcay60's picture

BAŞ DÖNMESİ

Baş dönmesi çok sayıda zararsız nedene bağlı olabilir. Ancak gerçek baş dönmesi tıpta "vertigo" olarak adlandırılır ve bazen önemli bir hastalık belirtisidir. Baş dönmesi, içkulakta ve beyin sapındaki çok duyarlı denge sistemlerinden hasar ya da aksaklık sonucu ortaya çıkan, oldukça sık karşılaşılan, sıkıntı verici bir belirtidir. Ancak "baş dönmesi" terimi günlük dilde, bir an boşlukta kayıyormuş duygusunu anlatmak için de, yanlış da olsa, sık sık kullanılmaktadır. Bu türden baş dönmesi ile göz kararması ve fenalaşma duygusunun nedeni, beyne giden kan miktarının geçici olarak azalmasıyla,kısa bir süre için ortaya çıkan oksijen yetersizliğidir. Sağlıklı kişilerde, duygusal gerilim ya da birden ayağa kalkma gibi durumlarda olabileceği gibi, kansızlık (anemi) kalp hastalığı, dolaşım bozukluğu gibi ciddi hastalıklarda da görülebilir.

Fenalaşma duygusu, genellikle oturunca ve baş dizilerin arasına alınınca beyne giden kanın artmasıyla azalır. Ancak, görünürde hiçbir neden yoksa ve sık sık yineliyorsa, doktora başvurmak gerekir.

NEDENLERİ
Başın konumu, içkulakta bulunan duyarlı sistemlerle aralıksız izlenmektedir. Baş hareket edince içkulakta bulunan yarım daire kanallarındaki sıvı harekete geçer. Sıvının hareket etmesiyle, küçük sinir liflerine bağlı olan tüycükler uyarılır. Sinir lifleri, başın dönme hareketlerini beyne iletirler. Hareket ansızın durdurulduğunda, sıvı hareketini sürdürür ve beyin, başın dönmekte olduğunu bildiren bilgiler edinmeye devam eder. İçkulaktan gönderilen bilgiler, işlevi denge merkezlerinin gönderdiği bilgileri derleyip yorumlamak olan beyin sapına gelir. Beyin sapı, ayrıca, gözden ve öteki konum algılıyacılarından da, gövdenin durumuna ilişkin bilgi alır. Bu alıcılar, beyne, hareketin durduğunu bildirirler. Mesajların çelişkili olması, beyni şaşırtıp baş dönmesi yapar.

Doğal yani gerçek olmayan baş dönmesi genellikle iki nedene bağlıdır: Ya iç kulaktaki bir bozukluk sonucu beyne şaşırtıcı bilgiler yollanır, ya da beyin sapındaki bir hasar yüzünden gönderilen bilgiler doğru yorumlanamaz.

İçkulağın denge alıcılarını içeren sarmal biçimli, kıvrıntılı bölüme "labirent" adı verilir. Labirent enfeksiyonu (genellikle virüse bağlıdır), apansızın başlayan şiddetli bir baş dönmesine neden olabilir. Bu duruma "labirentit" denir. Bazen dönme duygusu çok güçlenip, kusma bile yapabilir ve en küçük baş hareketinde denge bozukluğu olabilir. Bu duruma "konumsal vertigo" denir. Geçmeyen konumsal vertigo ise, labirentte, içkulak enfeksiyonu sonucu oluşmuş küçük sert kütlelerin birikmesinden kaynaklanır. Sert kütleler, içkulaktaki duyu alıcılarının, yani küçük tüycüklerin yakınında bulunurlar ve baş hareket ettikçe tüycüklerin üstlerine doğru yuvarlanırlar. Uyarılan sinir uçları, bedenin hareketsiz oludğunu bildiren öteki alıcıların mesajlarına karşın, başın döndüğü izlenimini verir.

Baş dönmesinin bir nedeni de Meniere hastalığında içkulaktaki sıvı boşluklarının şişmesidir. İçkulaktan gelen uyarılar, beyin sapında bulunan ve "vestibüler çekirdek" adı verilen bir hücre grubunca değerlendirildiğinden, bu yorumlayıcı merkezin hasara uğraması da baş dönmesi de yapabilir. Yorumlama merkezindeki urların ve iltihap odaklarının belirtisi baş dönmesidir. Yaşlılarda, beyin sapını besleyen damarlarda damar sertliği olabilir, hatta damarlar tıkanabilir. Yeterli oksijen alamayan beyin sapı hücreleri çalışamaz hale gelirlerse, içkulaktan gelen uyarıların değerlendirilmesi aksamaya başlar.

Boyun kireçlenmesinde, bazen damarlar sıkışır. Başın ansızın çevrilmesi, kan akımını kısa süre için de olsa keserek, baş dönmesine neden olabilir. Birçok ilaç ve madde de baş dönmesi yapabilir. Bunların en iyi bilineni alkoldür. Fazla miktarda alınan alkol, çevrenin dönüyormuş gibi hissedilmesine yol açar. İlaçların yaptığı baş dönmesi, alınmakta olan ilaç dozunun fazla geldiğinin göstergesi olabilir. Bazı antibiyotikler ise, tansiyonu yükseltiklerinden, denge mekanizmalarını bozabilirler.

TEDAVİ
İç kulakta bulunan sıvının harekete geçmesi nedeniyle oluşan baş dönmesinden, ters yöne dönmekle kurtulunabilir. Ters dönme, sıvı hareketine duyarlı hücreleri ters yönde uyaracağından, öteki dönüşün etkisini yok eder. Gösterilerinde uzun uzun dönmek zorunda olan balerinler ve sirk sanatçıları ise, baş dönmesinden korunmak için sürekli alıştırma çalışmaları yaparlar.

Labirentit türü ağrıda ise sakinleştirici ilaçlarla beyin sapındaki denge merkezlerinde dönme duyusunun oluşması engellenebilir. Meniere hastalığının ise nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte belirtileri; şiddetli baş dönmesi, zor işitme ve kulakta çınlamadır. Meniere hastalığında görülen baş dönmesi, bazı özel ilaçlarla azaltılabilir. Ancak hastalık, kalıcı bir kısmi sağırlık yapabileceğinden, tedavisine en kısa zamanda başlanılması önemlidir.

İlaçların yaptığı baş dönmesi dozu azaltarak çözülebilir. Belli aralarla yineleyen baş dönmesi, vakit geçirmeden doktora gidilmesini gerektirir. Çoğu zaman baş dönmesi zamanla kendiliğinden yok olur. Bunun nedeni, beynin çelişkili mesajları yorumlamayı ve yanlış olanları dikkate almayı öğrenme özelliğidir

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

ATEŞ

Ateşin çok yükselmesi öldürücü olabilir. 41,1ºC'nin üstündeki ateş, yetişkinler için tehlikelidir; 42,2ºC ise beyne kalıcı zararlar verebilir. Ancak böylesine yüksek ateşe çok ender rastlanır. Yüksek ateş çoğunlukla hastayı, ılık suya batırılmış bir süngerle silmekle düşürülebilir. Ateşin, enfeksiyon ya da başka hastalıklarla neden yükseldiği tam anlamıyla bilinememektedir. Bedenin savunma sisteminin en önemli bölümünü oluşturan akyuvarlar, "pirojen" adı verilen bir madde salgılar. Bu madde hipotalamusu etkileyerek beden sıcaklığının yükselmesine yol açar. Aspirin gibi ilaçlar ise, hipotalamusun gönderdiği sinyallerin iletimini durdurarak ateşi düşürürler.

Ateşin nedenleri
Ateşin en sık görülen nedenleri nezle ve boğaz ağrısı ile birlikte seyreden virüs enfeksiyonlarıdır. Virüslere karşı etkili bir tedavi bulunmadığından yapılacak tek şey ateş düşünceye kadar dinlenmektir. Yaygın olarak görülen öteki ateşli hastalıkların nedeni solunum yolları, idraryolları ve bağırsak enfeksiyonlarına yol açan bakterilerdir. Bakteriler tüberküloz, tifo ve apse gibi ateş yapan daha ciddi rahatsızlıklara da neden olur. Bakteri enfeksiyonları antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Tropikal bölgelerde ise ateşli hastalıklara, bakterilerden biraz daha büyük olan, bir hücreli asalaklar yol açarlar. Buna en iyi örnek sıtmadır. Bunlardan başka, birçok tümör ve ilaç da ateş yapabilir.

Çocuklarda ateş yükselmesi
Çocuklarda çok hafif bir enfeksiyonun etkisiyle bile ateş aşırı derecede yükselebilir. Bu yüzden tek başına ateş, çocuğun hastalık durumunun iyi bir göstergesi değildir. Görünüşü ve genel durumu çok daha iyi bilgi verir. İştahsızlık, kusma, durgunluk, ateşten daha önemli belirtiler sayılabilir. Çocuklarda ateşin en sık rastlanan nedeni virüs enfeksiyonlarıdır. Bunlara nezle, öksürük ve boğaz ağrısı da eşlik eder. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği ve boğmaca gibi çocuk hastalıkları da ateşle seyreden hastalıklardır. Söz konusu hastalıkların çocuklukta geçirilmesinin iyi olduğuna inanılır. Bu bir ölçüde doğrudur. Sözgelimi yetişkinlerin kabakulak geçirmesi çok daha sakıncalıdır (erbezlerinde iltihap yapabilir). Kızamık ve boğmaca ise bütün yaşlarda oldukça sarsıcıdır, hatta bebekler ve çok küçük çocuklar için öldürücü olabilir. Bu yüzden en doğru yol çocukların aşılanmasıdır. Aşının tehlikesi, hastalığa yakalanmanın tehlikesinden çok daha azdır. Ateşi yükselen çocukların mutlaka yatmaları gerekmez. Yalnız başlarına yatak odalarında kalıp sıkılmaktansa, ailenin öteki üyeleri ile birlikte olmaktan daha mutlu olurlar. Ancak yine de yorulmamaları için dikkat etmek gerekir. Ateşli çocuklar yemek yemeleri için de zorlanmamalı, buna karşılık olabildiğince çok sıvı içmeleri sağlanmalıdır. Susuz kalma (dehidratasyon), özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda çok tehlikelidir.

Havale
Çocuklar, ateşleri çok çıkınca (39,7ºC'ın üstü), havale nöbetleri geçirebilirler. Havale genellikle bir ile üç yaşlar arasında olur ve beş yaşından sonra ender görülür. Ateşli çocuğun ateşini düşürmek ve havale riskini önlemek için aspirin ya da parasetamol verilebilir.

Çocuğun ateşi yükseldiğinde yapılması gerekenler
Ateşini ölçün, ama derecenin esiri olmayın. Çocuğun genel durumu daha iyi bir göstergedir. Dinlendirin. Okula göndermeyin. Bol bol sıvı içirin. Bu, susuz kalmaları çok tehlikeli olan bebeklerde özellikle önemlidir. Orta derecede ateşli bir çocuğu evde tutun ve oyalanmasını sağlayın. Yatağa yatması için baskı yapmanıza gerek yoktur. Yatak örtüleri hafif olsun. Ateşi düşürmek için aspirin ya da parasetamol verin. Özellikle yüksek ateşte havale nöbetlerini önlemek açısından bu çok önemlidir. Çocukta istem dışı çırpınma ve kasılmalar görürseniz, onu yalnız bırakmayın, doktor çağırın. Bulaşıcı bir hastalık söz konusuysa çocuğu doktorun muayenehanesine götürmeyin. Durumu telefonla anlatın.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

ÇARPINTI

Otobüse yetişmek için koştuğunuzda ya da korktuğunuzda kalbinizin çarpması normaldir. Ancak, nedensiz yere oluşan çarpıntılarda doktora görünmek gerekir.

Nedenleri
İnsanın, arada sırada, bir - iki saniye süreyle çarpıntı hissetmesi, özellikle sinirli ya da heyecanlıysa anormal değildir. Çarpıntı şikayetiyle doktora başvuranlarda ortaya çıkarılması gereken sorun, herhangi bir hastalığın olup olmadığıdır.

Kalp damarlarında bir daralma ya da tıkanmanın olduğu iskemik kalp hastalığı, özellikle de kalp kası bir kalp kriziyle hasar görmüşse, çarpıntı yapabilir. Damarlara hiç zarar vermeden yalnızca kalp kasını etkileyen hastalıklarda da (bunlara kardiyomiyopati ya da kalp kası hastalığı denir) çarpıntılar görülebilir. Kalpte, bir kapakçığın işlevlerinin engellenmeye başlaması da çarpıntı yapabilir.

Ancak, en sık görülen durum, çrapıntıların başka bir kalp sorunu olmaksızın, kalbin elektriksel zamanlama sistemiyle ilgili olmasıdır. Özellikle hasta gençse, neden, büyük olasılıkla budur. Çarpıntı nöbetlerinin ya da doktorların diliyle taşikardilerin (taşikardi kalbin, hızlı atması demektir) şiddeti hep aynı olmaz. Bazılarında yılda yalnız bir ya da iki kez, birkaç dakika süren nöbetler olurken, bazılarnıda her hafta ve her defasında saatler süren nöbetler olabilir. Kolayca tahmin edilebileceği gibi, yalnız ikinci tipteki rahatsızlıkların tedavi edilmesi gereklidir.

Çarpıntıların çoğu kalp kökenli değil, ruhsal kökenlidir. Bunlar, anksiyete sonucu oluşurlar. Ankiseyete "biraz endişeli olmak" anlamına gelmez. Sık görülen bu anormal durum, hastanın sıkıntılı, hiçbir neden olmaksızın endişeli hatta korkulu olmasıdır.

Çarpıntılar, bazen de hormon bozukluklarından kaynaklanır. Aşırı çalışan bir tiroit bezi ('tirotoksikoz'), ender görülen bir böbreküstü bezi tümörü (feokromositoma) de salgıladığı adrenalin ile egzersizde kalp ritminin hızlandırdığı için, çarpıntıya neden olur. Kalp ile ilgisi olmayan çarpıntıların kötü sonuçlar doğurması beklenmez.

Kalp hastalığı olduğunda ise, kalbin hızlı tempodan normal ritmine geçememesi tehlikesi vardır ama bu da ender görülür. Doktorlar, kalbin hangi bölümünün taşikardiye yol açtığını saptamaya her zaman önem verirler. Bu, olayın tehlike derecesini belirlemelerini sağlar. EKG (elektrokardiyogram ya da kalp elektrosu), taşikardinin nereden doğduğunu gösterir; elektriksel sorunun kaynağı da uygulanacak tedaviye karar vermek için önemlidir.

Belirtiler
Aşağı yukarı herkes, çarpıntının ne olduğunu bilir. Kalp atımlarının belirgin bir biçim aldığı bu durumu anlatmak için "yüreğim göğsümden fırlayacakmış gibi oldu" ya da "yüreğim ağzıma geldi" gibi deyimler sık kullanılır. Çarpıntılar çok değişik biçimlerde görülebilir. Üç kat merdiveni, çıkabildiğiniz kadar çabuk çıkmışsanız, kalbinizin çok hızlı ve güçlü bir biçimde vurduğunu fark edersiniz. Bu, bütünüyle normaldir. Ama evinizde, televizyonun önünde rahatça otururken (korkunç bir film seyretmediğiniz sürece) aynı şey olursa, bunu anormal saymakta haklı olursunuz

Tedavi
Çarpıntıları durdurmada ilaçlar çok etkili olabilir. Çarpıntının nedeni adrenalin fazlalığı ise -anksiyetede, tirotoksikozda, feokromositomada olduğu gibi - adrenalinin etkisini durduran ilaçlar çok yararlı olur. Kalp rahatsızlığı kökenli çarpıntılar içinse son yirmi yıl içindeki yoğun araştırmalar sonucu bulunmuş, birçok etkili ilaç vardır. İlaçların çarpıntıları önleyemediği ender durumlarda, özel piller takılabilir ya da kalp kasının elektriksel olarak anormal olduğu bölümünün çıkarıldığı bir ameliyat yapılabilir

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

FITIK

Fıtık, sık görülen bir sorundur. Bazen hiçbir rahatsızlık yaratmaz ama yaratsa da başarıyla tedavi edilebilir. Fıtık, bir iç organın, normalde içinde bulunduğu beden bölgesindeki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasıdır. İki tip olabilir: Dış ve iç fıtık. Dış fıtıklarda bedende oluşan çıkıntı kolayca fark edilir; iç fıtık, sözgelimi hiatus hernisi ise, diyaframın zayıflığından ötürü ortaya çıkar. Fıtık en çok karında görülür. Bunlara yerine göre "kasık fıtığı" ya da "femoral fıtık" denir. Ayrıca göbek çevresinde (göbek fıtığı), karnın ortasında, üstte (epigastrik fıtık) ya da arka duvarında görünmeyen fıtıklar oluşabilir. Kasların iyi kaynaşmadığı ameliyat yaralarında da fıtık oluşabilir. Bunlara "ensizyonal fıtık" denir. Fıtık çoğunlukla, karın içi organları çevreleyen ince periton zarından oluşan bir kesenin, kaslardaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasıdır. Dış fıtıklarda kesenin üstünde yağ tabakası, bunun dışında da deri yer alır. Kesenin içinde ya incebağırsak gibi bir karın içi organının bir bölümü ya da bağırsakları saran yağlı bir zar olan 'omentum' yer alır. Omentum çoğunlukla keseyi doldurduğundan, içine başka organların girmesini önleyerek, fıtıktan doğan sorunların birçoğunu önler.

Nedenleri
Fıtık çok sık görülür ve birçok nedenle oluşabilir. Bazılarında fıtığa karşı eğilim yaratan, doğuştan bir zayıflık vardır. Bu insanlardah daha çocukken ya da ileri yaşta ağır bir şey kaldırmak gibi basit bir neden sonucu fıtık oluşabilir. En sık görülen fıtık çeşidi olan kasık fıtığı erkeklerde, kadınlardan daha çok görülür ve erbezlerini besleyen kan damarlarının kasların arasından geçtiği noktadaki zayıflıktan kaynaklanır. Hiatus hernisi (midenin üst kesiminin, diyaframda, yemek borusunun geçtiği delikten göğüs boşluğuna geçmesi) ise kadınlarda daha sık göülür ve büyük olasılıkla gebelik sırasında karın içi basıncının artmasıyla ortaya çıkar.

Belirtiler
Ağır kaldırma sonucu oluşan kasık fıtığı, ansızın ortaya çıkar. Hasta kasığında birden bir gevşeme, sonra da ağrı hisseder. Olay kısa sürer ve hasta, kasığındaki çıkıntıyı fark eder. Çıkıntı genelilkle yumuşaktır, öksürdükçe şişer ve yatınca bütünüyle yok olur. Fıtık çok büyürse erbezleri torbasına da inebilir. Bu fıtıklar belirti vermeden önce çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Sürekli olarak ağır kaldırmayı geektiren işlerde ise hem rahatsızlık verir hem de çalışmayı aksatırlar. Bazen de fıtık o kadar yavaş gelişir ki, hasta önce karnının altındaki şişliği fark eder. Göğüs boşluğuna açıldığı için görünmeyen hiatus hernisi (diyafram fıtığı), kendini sindirim rahatsızlıklarıyla belli eder. Yemek borusunun, mide ile birleştiği alt ucunda, besinlerin mideye geçmesine izin verip geri dönmelerini engelleyen bir yapı bulunur. Hiatus hernisinde ise bu yapı işlevini yitirir ve besinler ile mide asidi mideden yemek borusuna geçebilir ve yemek borusu mide asidine dayanıklı olmadığından, kısa zamanda iltihaplanır (özofajit). Hiatus hernisinin belirtileri, göğüs kemiğinin arkasında, eğilme ve yatmayla artan yanma duygusu ve ağrıdır. Birkaç yıl süren yıpranma sonunda ise yemek borusu daralabilir ve yutma güçleşir. Hiatus hernileri özellikle orta yaştan sonra sık görülür ama çoğu kişi, farkında bile olmadan zararsız hiatus hernileri ile yaşamını sürdürür. Fıtıkta en ciddi, hatta öldürücü tehlike, fıtığın boğulmasıdır. Boğulma, fıtık kesesinin sıkışmasından ötürü içindeki organlarda kan dolaşımının durmasıdır. Önce damarlarda kan akışı yavaşlar, bunun etkisiyle kesenin içindeki organ parçası şişer ve damarların üstündeki basınç daha da artarak kangren yapabilir. Bağırsaklarda oluşacak kangreni ise, delinme ve peritonit (karınzarı iltihabı) izler. Sıkışmada, daha önce yumuşak olan ve hafif rahatsızlık veren fıtık gerilir, duyarlı hale gelir ve yatınca küçülmez. Boğulma ise kusma, karın ağrısı, şişkinlik ve kabızlık gibi belirtiler verir. Bu durumda tek çare acil cerrahi girişim ile boğulan bağırsak bölümünü çıkarmak ve fıtığı onarmaktır. Boğulma birkaç saat bile sürse, boğulan bölüm iyileşmeyecek biçimde zarar göreceğinden, kesilerek çıkarılması ve sağlam uçların birbirine dikilmesi geekir. Ender görülen iç fıtıkta oluşan boğulmada ise dıştan fark edilen bir çıkıntı olmayacağından, hastada yalnızca bağırsak tıkanması belirtileri görülür. En sık boğulan fıtık, femoral fıtıktır; onu kasık fıtığı ile göbek fıtıkları izler. Hiatus hernisinde ise boğulma enderdir.

Tedavi
Hastada şişmanlık, kabızlık, idrara çıkma sırasında güçlük ve öksürük gibi fıtığa yol açabilecek bir rahatsızlık varsa, tedavi edilmelidir. Hiatus hernilerinin çoğu da ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebilir. En iyi çarelerden biri kilo vermektir. Rahatsızlığı önlemek için eğilmekten sakınmak, geceleri birkaç yastık kullanmak, yatmadan önce fazla sıvı içmemek ve mide asidine karşı ilaç kullanmak yararlı olur. Ameliyat ancak bu önlemlerin yeterli olmadığı ya da belirtinin çok şiddetli olduğu durumlarda gereklidir. Ameliyat ya karnın üst kısmından ya da göğüs kafesi açılarak yapılır. Ancak günümüzde hiatus hernileri genellikle ameliyat edilmez. Kasık fıtığı tedavisi ise ya ameliyat ya da kasıkbağı takmaktır. Kasıkbağı bacakların arasından geçen ve bacağın fazla kaldırılmasını önleyen özel bir kuşaktır. Fıtığın üstüne rastlayan yerinde ise, özel bir tampon bulunur. Ancak bağ rahatsızlık verebilir ve fıtık ona karşın çıkarsa, kesenin kenarına baskı yaparak boğulma olasılığını artırabilir. Bağı takmadan önce fıtığı yerine iyice yerleştirmeyenlerde, sıkışma tehlikesi özellikle yükselir. Bu yüzden, genellikle, kasık fıtıklarında ameliyat yeğlenir. Fıtığın boğulmasını önler ve hastanın rahatsızlığını gidererek rahat etmesini sağlar. Ameliyat oldukça basittir. Eğer hasta zayıf, fıtık da küçükse lokal anesteziyle de yapılabilir. Ama genel anestezi yeğlenir. Kesenin içindekiler karın boşluğuna yerleştirildikten sonra ince periton kesesi çıkarılır ve boyun kısmı dikilir. İşlemde güçlü, erimeyen dikişler kullanılır. Ameliyattan üç ay kadar sonra nedbe dokusu oluşunca bölge normal kas direncini kazanır. Fıtık ameliyatından sonra ameliyat bölgesindeki kasların eski gücüne kavuşması için geçen süre üç ay dolayındadır. Hasta bu dönemi geçirdikten sonra, gerekirse ağır kaldırmak zorunda kalacağı işine bile dönebilir. Ameliyat, fıtığın yinelemeyeceği anlamına gelmez. Ama bu olasılık çok azdır ve yinelese bile ikinci bir ameliyat yapılabilir.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

MİGREN

Migren görme bozuklukları ve bulantı, kusma gibi belirtilerle birlikte ortaya çıkan, şiddetli baş ağrısıdır. Oldukça yaygın bir sorundur. Sayısı kestirilemeyecek kadar çok kişinin özel yaşamı ya da işi, migrenden olumsuz yönde etkilenmektedir. Kadınları erkeklerden daha fazla etkileyen migren, özellikle genç ve orta yaşlı kişilerde görülmektedir. Ender olmakla birlikte çocuklar ve yaşlılar da migren ağrıları çekebilmektedir. Başka bir deyişle migren, herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Ağrı, nöbetler halinde sık sık yineleyebileceği gibi yaşam boyu yalnız bir tek migren nöbeti de görülebilir.

Nedenleri
Migrenin nedenleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır ama baş damarlarının daralıp genişlemesiyle ilgili olduğu düşünülmektedir. Bu durum beyne giden kanı etkilemekte ve algı bozuklukları ile başağrısı yapmaktadır.

Araştırmalar, migren nöbetlerini başlatanın, kanda bulunan ve damarlar üzerinde etkili olan, "vazo aktif aminler" diye adlandırılan bir grup maddedeki değişmeler olduğunu göstermektedir. Bu maddeler normal olarak bedende bulunur. Ancak miktarları ya alkol, çikolata ve peynir yenmesi, ya stres, açlık ya da uzun süre şekerli ve yağlı yiyeceklerin yenmemiş olması nedeniyle kan şekerinin düşmesi durumunda artabilir. Sigara dumanlı ortamlarda, kuru ve sıcak rüzgârların estiği yerlerde pozitif iyonlara bağlı olarak kişinin kanının "serotonin" denen bir maddenin artmasıyla da migren krizleri ortaya çıkabilir. Bunların yanı sıra, migren hastalarında, mono - amin enzimlerinin eksik olduğu bulunmuştur. Bu enzimler aminlerin parçalanmasını sağlarlar. Hormonlar da enzimlerle etkileşim içinde olduklarından, migren hastaları, âdet dönemlerindeki ya da doğum kontrol hapı aldıkları sıradaki hormon değişikliklerinden etkilenirler (migren nöbetleri çok şiddetli geçer). Migrene katkıda bulunan başka etkenler de vardır. Migrene eğilimi olan kişiler, kan basınçları yükseldiğinde ya da baş ve boyun çevrelerini yaraladıklarında, nöbetlerinin sıklaştığını ve şiddetlendiğini görebilirler. Bedendeki su ve tuz miktarının artması da böyle kişilerde (özellikle kadınların âdet dönemlerinde) nöbet oluşturabilir. Bazıları ise belirli besinler başlatıcı etken olur.

Belirtiler
Belirtiler kişiden kişiye ve bir nöbetten ötekine büyük değişiklik gösterir. Yine de migreni öteki baş ağrılarından ayıran belirtiler vardır: Bir gözün ya da iki gözün üstünde ya da ardında ağrı; genellikle yarım baş ağrısı; görme bozuklukları; bulantı; kusma; uçuşan ışık noktaları görülmesi; ışık ve gürültüye karşı aşırı duyarlılık; titreme; baş dönmesi; konuşma bozuklukları.

"Klasik" migren, genellikle uyarıcı bir belirtiyle (aura) başlar. Aşırı rahatlık ya da görme bozukluğu biçiminde ortaya çıkar. Baş ağrısının ve öteki belirtilerin ortaya çıkmasıyla aura yok olur. Bu, genellikle gençlerde olur.

Bazı belirtiler, sözgelimi aşırı ağrı ve görme bozukluğu hastayı korkutabilir; ancak bunlar bedende herhangi bir hasar yapmaz ve öldürücü değildir. Hasta nöbet sırasında araç kullanmamalı, koordinasyon gerektiren işler yapmamalıdır, çünkü görme bozuklukları tehlike yaratır.

Daha önce hiç migren geçirmemiş olanlar ve aniden yineleyici nitelikte baş ağrılarıyla karşılaşan kişiler, olasılık çok az da olsa, beyin tümörü ya da beyin damarlarında kan pıhtılaşması gibi rahatsızlıklar yönünden incelenmelidirler.

Tedavi
Korunmak tedaviden önemlidir. Her şeyden önce kişinin migren yaptığını bildiği etkenlerden uzak durması gerekir. Bu etkenler, bir "migren günlüğü" tutularak bulunabilir. Migrenden önceki 24 saat içinde yenilenler, stres yaratacak olaylar gibi bütün ayrıntılar kaydedilip sonradan değerlendirilir. Belirli besinler bir ay süreyle yenmeyerek etkileri araştırılabilir.

Göz sorunu olanlar bir göz doktoruna giderek muayene olmalı, gözlüklerin değişip değişmeyeceğini anlamalı, gerekirse güneş gözlüğü takmalıdır. Parlak ışıktan rahatsız olanlar, polaroid gözlükler deneyebilirler. Aşırı yorgunluk ve kalabalık gibi migren nöbetini başlatıcı etkenlerden sakınmak da yararlıdır.

Genellikle migren hastaları öteki kişilerden daha duyarlıdır; dolayısıyla bunu kabullenerek düzenli, stresten olabildiğince uzak bir yaşam sürmeleri gerekir. Söz konusu kişilerin bol bol dinlenmeleri; düzenli yemek yeme alışkanlığı edinmeleri; evde, işte ve duygusal yaşantıda aşırı gerilim yaratacak durumlardan kaçınmaları gerekir. Migrenliler genellikle dertleri içine atan insanlardır; bu yüzden sorunlarını paylaşabilecekleri bir konuşma ortamı yaratmak yararlı olur.

Migren nöbeti sırasında kol ve bacaklardaki damarlar ile kılcal damarlar daraldığından, el ve ayaklara az kan gider. El ve ayaktaki kan dolaşımını artırmak, dolayısıyla da genişleyen baş damarlarındaki kanı oralara yöneltmek için el ve ayakları sallamak ya da sıcak (ya da soğuk) suya koyarak rahatlatmak denenebilir. Zonklayıcı baş ağrısı için ise başın üstüne buz torbası yerleştirilebilir. Bazı insanların migrene eğilimi fiziksel olarak ötekilerden fazladır. Bunun genellikle katılımla ilgisi vardır. Eğilim ortadan kaldırılamaz ama nöbetlerin şiddeti kontrol altına alınabilir.

Migrenin önlenmesi
Migren günlüğü tutmaya bşalayın: Nöbetten önceki 24 saat içinde yediğiniz besinleri ve stres yaratabilecek olayları not edin. Göz doktoruna gidip muayene olun. Gözünüzün kamaşmasını önlemek için güneş gözlüğü kullanın. Düzenli yaşayın. Zamanında yiyin, dinlenin. Fazla yorulmamaya ve telaş içinde hızla yememeye çalışın. Kalabalık ve havasız yerlerden kaçının. Kendinize özen göstererek stresi azaltın. Alabileceğiniz ilaçlar için bir doktora danışın.

Migrenle başa çıkma
Yastıksız bir yatağa uzanın. Oda, sessiz ve loş olsun. Boyun, sırt, baş, omuz, karın çevresine, şakaklara ve burun kemeri üstüne masaj yapın. Sıkıntılarınızı birisiyle konuşun. Soluk alıp verme egzersizi yapın. Kollarınız ve ayaklarınızı sallayarak dolaşımın artmasını sağlayın; sonra sıcak ya da soğuk suya koyun. Başınızın üstüne buz torbası koyun ya da duş yapın.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.