Kanser

olcay60
olcay60's picture

KANSER NEDİR?

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.

Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir

Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanserin Nedenleri ?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

Sigara alkol kullanımı,

Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,

Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,

Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)

Bazı virüsler

Hava kirliliği

Radyasyona maruz kalma,

Kötü beslenme alışkanlığı

Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:

Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı

Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler

İyileşmeyen yaralar

Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük

Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık

Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...

Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler

Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz....

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ

Akciğer kanseri

Meme kanseri

Prostat kanseri

Mide kanseri

Kalın barsak kanseri

Rahim ağzı kanseri

Akciğer Kanseri Nedir?

Akciğer vücudumuzun oksijen gereksinimini sağlayan organımızdır. Her organ gibi akciğerimiz de birçok hücreden oluşur. Bu hücreler akciğerin normal olarak görevini yapabilmesi için ihtiyaç doğrultusunda bölünerek çoğalırlar. Akciğer kanseri, yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıdır. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür, daha ileriki aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak oranlara yayılarak (karaciğer, kemik,beyin vb. gibi) hasara yol açarlar. Bu yayılmaya metastaz adı verilir. Akciğer kanserleri mikroskop altında izlenen hücrelerin görüntüsüne göre iki ana guruba ayrılır. 1. Küçük hücreli (yulaf hücreli) akciğer kanseri 2. Küçük hücreli-dışı akciğer kanseri. Bunlar mikroskop altında izlenen kanserli hücrenin görüntüsüne göre ayrılır.

KÜÇÜK HÜCRELİ-DIŞI AKCİĞER KANSERİ

Tüm akciğer kanserlerinin %75’ini oluşturur. Yassı epitel hücreli, büyük hücreli ve adeno kanser olarak üç gruptan oluşur.

KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ

Daha nadir görülen bu tür, oldukça hızlı seyirlidir ve tanı konduğu zaman çoğunlukla vücudun başka bölümlerine yayılmış olarak karşımıza çıkar.

Belirtileri Nelerdir?

Hastalık oldukça ileri aşamalara gelene kadar önemli şikayete yol açmayabilir. Bu sinsi karakter, akciğer kanserini bu kadar tehlikeli yapan en önemli faktördür. Eğer sigara kullanan ve buna bağlı kronik bronşiti olan biriyseniz, mevsimsel öksürük ve balgam şikayetlerinin süreklilik kazanması, balgamda kan görülmesi, giderek artan nefes darlığı, özellikle sırtta kürek kemiklerinin arasına veya omuzlara yayılan batıcı nitelikte göğüs ağrısı kanser için şüphe uyandırması gereken şikayetlerdir. Ancak hastalığın ilk aşamalarında ,çoğunlukla bunların hiçbiri olmadan, iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı ve terleme gibi şikayetler görülmektedir.Hiçbir bulgu vermeyen hasta grubu da az değildir.

Tanı Nasıl Konur?

Düz akciğer röntgenleri ile akciğerde kitle görülen hastalara,öncelikle bilgisayarlı tomografi çekilir.Elde edilen üç boyutlu görüntü ile kitleye nasıl ulaşılabileceğine karar verilir.Hastadan ya tomografi rehberliğinde ya da bronkoskopi dediğimiz ince bükülebilir bir tüple akciğerine ulaşılarak iğneyle parça alınır.Bu işleme biyopsi adı verilir. Kanser tanısı bu biyopsi örneğinin patoloji kliniğinde incelenmesi sonucunda kesinleşir. Doktorunuz şikayetlerinize göre ayrıca karın veya beyine yönelik bilgisayarlı tomografi veya magnetik rezonans görünüleme ve kemik taraması (tüm vücut kemik sintigrafisi) gibi tetkikler isteyebilir.

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisi:

Hastalığın erken evrelerinde (evre I ve II, bazı evre III hastalar) ameliyatla tümörlü doku, etraftan bir miktar sağlam doku çıkarılarak, bazen tüm bir akciğer lobu alınarak temizlenebilir. Genel olarak ameliyatla tamamen çıkarıldığı ve çevrede hiç hastalık kalmadığı durumlarda başka tedaviye gerek yoktur. Ameliyat sonrası hekiminiz sizi düzenli aralıklarla kontrole çağıracaktır. Nadiren ameliyat sonrasında bazı hastalara ışın tedavisi (radyoterapi) tavsiye edilebilir.

Ameliyatla çıkarılması mümkün olmayan evre III akciğer kanserinin esas tedavisi ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavisi (kemoterapi) ve radyoterapidir.Bu hastalarda iki yöntem sırayla uygulanır.

Evre IV akciğer kanserinde kemoterapi yaşam sürenizi 3-6 ay kadar uzatacak ve hastalığa ait şikayetlerin azalmasını sağlayacaktır. Ancak, bu evrede kesin tedavi kararı siz ve aileniz ile görüşüldükten sonra verilmelidir. Yaşamı çok uzatması beklenmeyen bir tedavi seçeneğinin yan etkileri nedeniyle hayat kalitenizi bozma olasılığı varsa hekiminizle bu konuyu tartışmanız uygun olacaktır. Evre IV hastalıkta, ışın tedavisi kansere bağlı ağrı, kanama veya kemiğe ,beyine yayılma söz konusu ise uygulanır.

Küçük hücreli akciğer kanseri tedavisi:

Bu kanser türünün tedavisine hastalığın sınırlı veya yaygın oluşuna göre karar verilir. Sınırlı hastalıkta kemoterapi ve radyoterapi ardışık veya eşzamanlı olarak uygulanır. Hastalığın beyine yayılma olasılığı yüksek olduğundan ayrıca beyine koruyucu amaçlı radyoterapi yapılır. Nadiren çok küçük çaplı tümörlerde cerrahi uygulanabilir.

Yaygın hastalığın tedavisi ise kemoterapidir. Kemoterapiye çok duyarlı bir tümör olmasına rağmen tekrarlama riski çok yüksektir. Kemoterapi sonrası tekrarlamalarda hastanın şikayetlerine veya hastalığın yayılım bölgelerine göre radyoterapi uygulanabilir.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

MEME KANSERİ NEDİR ?

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ NEDİR ?
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar

Yaş:

İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir.

Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolu altında yapılmalıdır.

Sigara:
Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir. Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

PROSTAT NEDİR?

Prostat, erkekte mesane boynunda bulunan ve üretrayı çevreleyen bir bezdir. Erkekte sperme karışan ve fertilitede rolü olan bir sıvıyı oluşturmada görevi vardır. Bu bezin büyümesi ve fonksiyonu erkek hormonu olan testesteronun kontrolü altındadır.

PROSTAT KANSERİ NEDİR?

Diğer kanserler gibi prostat kanseri de bir hücreden başlar ve bölünme kontrolü kalktığı için kısa sürede bir kitle haline gelir. Prostattaki bütün kitleler kanser değildir ama kitleler idrar yapmada zorluğa neden olabilirler.

İleri yaşlarda prostat büyüyebilir. Kanser olmayan bu büyüme “bening prostat hipertrofisi”olarak bilinir ve cerrahi olarak tedavi edilebilir.

Prostat kanseri de benzer semptomlara neden olabileceği için idrar yapmada zorluk veya ağrı durumlarında doktora başvurulmalıdır.

Prostat kanseri riski özellikle 65 yaş üzerinde daha fazladır.

PROSTAT KANSERİ RİSKİNİ ARTTIRAN DURUMLAR:

Yaşın 65 üzerinde olması

Yağdan zengin diyet ile beslenmesi

Kırmızı etten zengin diyet

Prostat kanseri aile hikayesi

PROSTAT KANSERİNİN GELİŞİMİNİ ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

Dengeli diyet diğer kanserlerin olduğu gibi prostat kanserinin de riskini arttırır. Sebzeden (özellikle domatesten) ve meyveden zengin; fakat yağdan fakir diyet önerilir.

PROSTAT KANSERİNİ SAPTAMAK:

Prostat kanserinin erken tanınması önemlidir. Kanser küçükken ve bezin dışına taşmadan yakalandığında tedavi daha etkilidir.

Aşağıdaki semptomlar ortaya çıkarsa doktora başvurulmalıdır.

Özellikle gece ortaya çıkan sık idrara çıkma

İdrarda kan görülmesi

Ağrılı idrar yapma

Pelvis bölgesinde künt ağrı

PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİ:

Prostat kanseri tanısı konursa bir kaç farklı tedavi yöntemi uygulanabilir. Seçilecek tedavi hastanın yaşı, genel durumu, kanser tipi ve yaygınlığına göre sadece takip, cerrahi, radyoterapi, hormon tedavisi veya kemoterapi yöntemlerinden bir veya bir kaçı seçilebilir

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

MİDE KANSERİ NEDİR?

Mide, sindirim sisteminin bir parçası olup, karnın sol üst kısmında diyaframın altında bulunur. Üst ucu yemek borusu ile balantılı, alt ucu ise kapıcı adı kullanılan halka şeklinde kapama kanalları ile oniki parmak barsağına bağlıdır.

Genellikle mukoza zarında gelişen kötü huylu tümörler çoğunlukla bez epitelinden kaynaklı olup %90 dan fazlası Adenokorsinom tipidir. geri kalan kısmı ise korsinoidler, lipomlar, liposorkomlar, lenfomalar gibidir.

Sağlık bakanlığı kanserle savaş dairesi başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, en çok ölüm nedeni olan kanserler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır demiştir. Erkeklerde daha sık görülen bu hastalık, ülkemizdeki kanser vakalarının %8 ini oluşturmaktadır.

Kırsal bölgelerde, varoşlarda ve sosyo-ekonomik açıdan düşük seviyelerde bulunan kişilerde daha yaygındır.

NEDENLERİ:

Meyve-sebze tüketiminin azlığı, alkol ve sigara kullanımı, aşırı tuz tüketimi, yanlış beslenme alışkanlıkları, ızgara yiyecekler, tütsülenmiş, salamura edilmiş gıdaların sık tüketimi, kronik ülser, gastrit gibi mide hastalıkları, aşırı sıcak içeceklerin sık tüketilmesidir. A grubu kana sahip olanlarda daha sık görülmektedir. Dünyada ve ülkemizde sık görüldüğü bazı bölgeler varıdr ki bu da genetik faktörler ve yeme alışkanlıkları ile ilgisi olduğunu göstermektedir.

Dünyada Japonya, Çin, İrlanda, ülkemizde de Karadeniz bölgesinde sıkça karşılaşılmaktadır.

TEŞHİS VE BELİRTİLERİ:
En çok antrum ve küçük kurvatürde görülen bu kanser türü, gelişmiş tanı yöntemlerine karşın erken teşhisinde henüz başarılı olunamamaktadır. Başlangıç safhasında yakalanabilmesi için endoskopik yöntemlerin uygun ve erken kullanılması gerekmektedir. Sıklıkla görülen hazımsızlık, iştahsızlık ve mide şişkinliği, kusma, yorgunluk, halsizlik , siyah dışkı ya da dışkıda görülen kan, aşırı kilo kaybı, başlıca belirtilerdir. Bu tür sorunlarla karşı karşıya iseniz zaman geçirmeden doktorunuza başvurmanız ve uygun göreceği tetkikleri yaptırarak hastalığınızın tanısını koydurmanız gerekmektedir.

Çift kontrastlı boryumlu mide grafisi ve gastroskopi, en duyarlı ve özgün teşhis yöntemidir.

KLASİK TEDAVİ:

Mide kanserlerinde ameliyat en belirleyici ve önemli
tedavi yoludur. İlave olarak kemoterapi zaman zaman da radyoterapi uygulanmaktadır. Midenin tamamen alınması ya da sadece tümörlü dokunun çıkarılması gerekebilir. Lenfomalarda, Helicobacter Pylori enfeksiyonunu tedavi etmek hastaların %50sinde iyileşmeyi sağlamaktadır. İleri seviyede olanlarda ise kemoterapi (CHOP* tedavisi denen dörtlü tedavi) uygulanır.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

Kalın Bağırsak Kanseri Nedir?

Kolon - Rektal kanserler A.B.D. de her iki cinsde en sık görülen 2. kanser türüdür. Yılda ortalama 140.000 kişi hastalığa yakalanmakta ve yılda ortalama 60.000 kişide bu hastalıktan kaybedilmektedir. Yurdumuzda da tanı yöntemlerinin artması, kişilerin hastalık belirtilerini daha iyi algılamaları ve hekime başvurma olanaklarının artması, beslenme alışkanlığımızında giderek daha çok endüstriyel gıdalara kayması sonucu bu kanserlerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Ancak erken teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanabildiği takdirde Kolo - Rektal Kanserler tedaviden ençok yararlanan iç organ kanserleridir. Hatta TARAMA ( Screening) testleri ile hastalık oluşmadan, oluşmuş ise belirtileri daha ortaya çıkmadan saptanabilmekte ve gerekli tedavisi yapılarak tam şifa sağlanabilmektedir. Çünkü genelde ( % 95 ) Kolo-Rektal kanserler POLİP lerden gelişmektedir.

Henüz kanser gelişmeden bu polipler tarama testlerinde saptanarak POLİPEKTOMİ ( Kolonoskop ile polipin barsaktan alınması) ile çıkarılırsa ilerde oluşabilecek veya henüz çok küçük seviyede oluşmuş bir kanser barsaktan uzaklaştırılmış olacaktır.

KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

Genelde olguların büyük çoğunluğu 45-50 yaş üzerindeki kişilerde görülmektedir.Bu Nedenle;

45-50 yaş üzerindeki kişiler

Anne, baba, kardeş gibi yakın aile bireylerinde kolorektal kanseri veya polipleri olanlar,

Uterus ( rahim ), over ( yumurtalık ) veya meme kanseri olan kadınlar,

Ülseratif Kolit veya Crohn gibi hastalıkları olanlar.

RİSKİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR ?

Risk altındaki kişiler, bu riski azaltmak için hastalık belirtileri ortaya çıkmadan yapılması gereken TARAMA (Screening ) testlerini yaptırmalıdırlar. Diyetlerini bol lifli - sebzeli, meyvalı, az yağlı ve az kırmızı etli bir şekile dönüştürmelidirler. Alkol ve sigara alışkanlığı varsa iyice azaltmalı, hatta bırakmalıdırlar. Hergün 20 - 30 dakika hafif egzersiz yapmalıdırlar.

TARAMA TESTLERİ NELERDİR ?

Kolo - Rektal kanserlerin klinik belirtileri ortaya çıkmadan yukarıda belirtilen RİSK altındaki kişilere yapılan testlerdir.Bu kanserlerin oluşmasında esas neden % 95 oranında poliplerdir. Bu polipler zaman içerisinde kansere dönüşebilmektedir. O nedenle tarama tetkiklerinde amaç bu polipleri henüz kansere dönüşmeden, eğer dönüşmüş ise çok erken devrede henüz klinik belirti vermeden teşhis etmek ve POLİPEKTOMİ ile ( kolonoskop yardımı ile polipin barsaktan uzaklaştırılması) çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu takdirde bu hastalar % 90 nın üzerinde ki bir oranda tam şifaya kavuşmaktadırlar.

Tarama testleri şunlardır :

45 yaş üzerinde yılda bir kez rektal tuşe muayenesi,

50 yaş üzerinde yılda bir kez gaitada gizli kan aranması,

50 yaş üzerinde 3 - 5 yılda bir defa KOLONOSKOPİ veya Sigmoidoskopi,

50 yaş üzerinde 5 yılda bir defa Kolon grafisi,

Ailesinde kolorektal kanseri olanlar 45 yaşdan sonra 2 - 3 yılda bir defa kolonoskopik tetkik,

Ülseratif Koliti olanlar yılda bir defa kolonoskopi ve biyopsi yaptırmalıdırlar.

KOLO - REKTAL KANSERLERDE KLİNİK BELİRTİLER NELERDİR ?

Genelde kadın ve erkekte eşit oranda görülen Kalın barsak - Rektum kanserleri sinsi seyreder. Hastalık aşağıdaki belirtilerle ortaya çıkar.

Rektumdan kan gelmesi ( rektal kanama ), gaitanın kanla bulaşık olması,

Tuvalete çıkma alışkanlığında değişiklik

Gaitanın eskiye oranla incelmesi,

Kabızlık – İshal durumlarının ortaya çıkması,

Sık sık tuvalete çıkma isteği, buna rağmen tam boşalamama hissi,

Karında gaz ağrıları,

Kansızlık (anemi),

İzah edilemeyen zayıflama

Bu belirtilerin herhangi birinin 1 - 2 hafta devam etmesi veya aralıklarla tek rarlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

Rahim ağzı kanseri nedir?

Kanser, hücrelerin kontrolsüz biçimde ve kişiye zarar verecek biçimde çoğalmaları demektir. Bu çoğalmanın durdurulması için birtakım yollar vardır. Ancak; çoğalma geç fark edildiğinde, bunu durdurmak güçleşmektedir. Rahim ağzı kanseri dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kadının yakalandığı bir kanserdir. Bu kanserlerin çoğu, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanserinin artık çok az görülmesi, bu ülkelerde servikal yaymanın çok yaygın olması sayesindedir. (Kanseri önleme konusunda Avrupa yaklaşımı için buraya bakınız). Başka bir deyişle, kadınların bu yönden düzenli olarak muayene oldukları ülkelerde rahim ağzı kanseri, daha ortaya çıkmadan yakalanıp ortadan kaldırılabilmektedir. Rahim ağzı kanseri, kendine özgü belirgin yakınmalara neden olmaz. Hasta, bu kanserin neden olduğu yakınmalar ile hekime başvurduğunda; erken tanı fırsatı da kaçırılmış olmaktadır. Böyle hastaların bazılarında kanser, çevredeki organlara sıçramış ve tedavisi güçleşmiştir. Oysa, hiç bir yakınması olmayan bir kadında düzenli muayene sırasında saptanacak başlangıç durumundaki bir rahim ağzı kanseri tam ve kesin olarak tedavi edilebilmektedir.

Servikal yayma (pap smear) nedir ve niçin yapılır?

Servikal yayma, 1940'lardan bu yana rahim ağzı kanserinin ve kanser öncesi durumların saptanması için kullanılan bir tıbbi inceleme yöntemidir. Bu yöntem sayesinde rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı %70 kadar azalmıştır.Ayrıca, bu yöntem rahim ağzı ve vaginanın iltihaplarının nedenlerini araştırmada da yardımcıdır. Servikal yaymasında anormallik olmayan bir kadında sonraki yıl içinde rahim ağzında önemli bir hastalık (kanser öncesi durum veya kanser görülmesi olasılığı %1'den azdır.

Servikal yayma örneği nasıl alınır?

Örnek, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yapılan muayene sırasında alınır. (Örnek alınacağı biliniyorsa, vaginanın muayeneden önce yıkanmaması gerekir). Tahta spatül, ucunda pamuk bulunan bir çubuk veya küçük bir fırça kullanılarak rahim ağzı çevresinden hücreler alınır. Bu biçimde toplanan hücreler bir mikroskop lamı üzerine yayılır ve üzerine alkol dökülür. Lam üzerindeki hücreler Papanicolaou yöntemi ile boyanarak bir patoloji uzmanı tarafından incelenir. Patoloji uzmanı, bu hücreler arasında "anormal" olanların bulunup bulunmadığını saptar. İncelemenin sonunda, 1988 yılında Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından belirlenen terimleri içeren (Bethesda Terminolojisi) bir rapor hazırlanır.

Servikal yaymalar kimlerden ve hangi sıklıkta alınmalıdır?

cinsel olarak aktif olan, 18 yaşın üzerindeki her kadının her yıl kadın hastalıkları yönünden muayene olmasının;
30 yaş ve üzeri kadınlardan her 2-3 yılda bir servikal yayma örneği alınmasının gerekli olduğudur.
Üst üste 2-3 kez yapılan incelemelerde hiç anormal hücre saptanmazsa, bu sıklık azaltılabilir. Ancak; sigara içen, ilk cinsel ilişkisini 18 yaşın altında yapmış olan, birden çok erkek ile ilişkisi olan, kanser gelişmesi yönünde ek riskleri bulunduğu bilinen kişilerde servikal yayma düzenli olarak her yıl yapılmalıdır. Öte yandan, düzenli aralıklarla muayene olmanın rahim ağzı kanserinden korunma dışında da yararları olacağından, sağlıklı ve riskli olmayan kadınların bile yılda bir kez kadın hastalıkları ve doğum uzmanına görünmeleri yerinde olur.

Servikal yaymalar neden düzenli aralıklarla yinelenmelidir?
Düzenli olarak yinelenen incelemeler,

hastalığın mümkün olduğunca "erken" yakalanmasını sağlar. Yaymaların aynı kurumda değerlendirilmesi, önceki yaymaların da gerektiğinde yeniden ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmelerine olanak sağlar. Bu sayede, en hafif normalden sapmalar bile zamanında saptanabilir.

Yanlış negatiflik niye görülür?

Yaymada çok az sayıda anormal hücre bulunduğunda, örnek anormal hücrelerin bulunduğu yerden alınmadığında, çok şiddetli iltihap yüzünden hücreler sağlıklı olarak değerlendirilemediğinde; örnek alınmasından önce vaginal ilaçların kullanımı veya vaginanın yıkanması ile anormal hücrelerin ortamdan uzaklaşması nedeniyle yanlış negatiflik görülebilir.

"Anormal hücreler" görüldüğünde ne yapılır?

Yapılacak işlem, hücrelerdeki anormalliğin derecesine bağlıdır. Hafif derecedeki anormalliklerde doktorunuz servikal yaymayı 3 veya 6 ay içinde yinelemeyi önerebileceği gibi, rahim ağzından bir doku parçası alarak patoloji incelemeye de gönderebilir. Bu parçanın alınmasından önce, rahim ağzı büyüteç altında incelenebilir. "Kolposkopi" olarak adlandırılan bu yöntem, ağrısızdır. Yinelenen servikal yaymalarda sürekli olarak anormal hücreler görüldüğünde, doktorunuz hastalıklı bölümü değişik biçimlerde "çıkarmayı", "dondurmayı" veya "yakmayı" düşünebilir. Gerekli ve uygun olduğunda, rahmin alınması da düşünülebilecek bir tedavi yöntemidir.

"Anormal hücreler" her zaman kanser habercisi midir?

Hayır! Bazı iltihap durumlarında ve virüsler ile oluşan bazı hastalıklarda da anormal hücreler görülebilir. Anormalliğin bu tür olup olmadığı doktorunuzun ve patoloji uzmanının çalışmaları ile ortaya konulur.

Rahmi alınmış kadınlarda da bu inceleme gerekli midir?

Evet! Vaginayı kaplayan hücreler de rahjim ağzını kaplayanlara benzer özelliktedirler. Rahmin alınması ameliyatı, rahim ağzında anormal hücreler bulunduğu için yapılmışsa; vaginal yaymaların da düzenli aralıklarla yapılması gereklidir. Diğer durumlarda, vaginal yaymalar daha seyrek alınabilir.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

LÖSEMİ NEDİR?

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA LÖSEMİLER:

Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35'ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Lösemiler hücre cinsine göre; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi) olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Kendi içlerinde de alt sınıflar tanımlanabilir.Türkiye'de her yıl 16 yaşın altında 1200-1500 yeni lösemili çocuk vakası bildirilmektedir.

Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.

Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, bey,n ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.

BELİRTİLERİ:

Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:
İştahsızlık
Kansızlık
Zayıflama
Bacaklarda kemik ağrıları
Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar)
Burun ve dişeti kanamaları
Ateş

ilk gözlenen bulgulardır.Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin başağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir.

Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.

Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

TEDAVİSİ

Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.

Ayrıca hastaların ve ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, löseminin umutsuz değil, tersine iyi bir tedavi ve moral desteği ile lösemide %85'lere varan oranda iyileşmenin sağlandığının açıklanması tedavinin ikinci basamağıdır.

TEDAVİ ESASLARI ve İLK TEDAVİ:

Çok yüksek doz, birbirinden farklı en az 6 çeşit ilacın 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesidir. Burada amaç, blast adı verilen kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir.

Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudumuzun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden immün sistem yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır.

Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop almamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

Testis kanseri

Özellikle 18-35 yaş arası görülen testis-yumurtalık kanseri her yaşta rastlanılmakta. Çevre kirliliğinden, ddt ilaçları ve toksinlerin neden olduğu düşünülüyor.
Semptomları
Herhangi bir yumurtada kütle, fazlalık ve ağrısız şişlik
Yumurtaların ikisinde yada tekinde büyüme veya genişleme
Torbada ağırlık duygusu
Yumurtada ağrı veya rahatsızlık
Göğüslerde büyüme ve hassasiyet

Risk gurupları
Kuzey Avrupa ülkeleri
Ailesel hikaye
Yeni doğan bebeklerde inmemiş yumurtalar
HIV enfeksiyon
Daha önce testis kanseri geçirmiş olanlarda
Mesleki nedenlerle aşırı sıcaklığa maruz kalmak
Annenin hamile kalabilmek için hormon ilaçları kullanmış olması

--

Okunacak en büyük kitap insandır.





olcay60
olcay60's picture

Lenfoma nedir?

Lenfoma lenfositlerin oluşturduğu bir kanser tipidir. Lenf dokusunun habis tümörüne verilen genel bir isimdir. Kanser ya normal hücrelerin hızla çoğalması veya normal lenfositlere göre daha uzun süre yaşamaları ile oluşur. Malign lenfoid hücreler de normal lenfositler gibi lenf düğümü, dalak, kemik iliği, kan ve diğer organlarda çoğalır. Lenfoma Hodgkin hastalığı ve Hodgkin dışı lenfoma adı altında iki büyük gruba ayrılır.

Hodgkin hastalığı(HH)nedir?

İlk kez tarif eden Thomas Hodgkin`in adı ile anılan hastalıktır. Hodgkin hastalığının nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Kombine kemoterapi ile şifa elde edilebilen ilk habis hastalıktır.

Hodgkin dışı lenfoma (HDL)nedir?

Bu başlık altında lenfatik sistemi etkileyen yakından ilişkili bir grup hastalık toplanır. Bu hastalık anormal B lenfositlerden kaynaklanan B hücreli lenfomalar ve anormal T lenfositlerden kaynaklanan T hücreli lenfomalar olarak 2 gruba ayrılır. B hücreli lenfomalar daha sık ortaya çıkar. Hastalık lenf düğümlerinde, dalak gibi lenfoid dokularda ortaya çıkabilir veya mide, barsak gibi organlardaki lenf dokusundan kaynaklanabilir. Malign lenfoid hücreler kan ve lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer kısımlarına da yayılabilir. Son yıllarda HDL sıklığı artmaktadır, ancak bu artışın nedeni bilinmemektedir.

Lenfomanın nedeni nedir?

HH ve HDL nedeni kesin olarak bilinmeyen hastalıklardır. Bulaşıcı hastalık değildir. HDL gelişimini kolaylaştıran bazı risk faktörleri olduğu kabul edilmektedir. EBV ya da HTLV 1 gibi bazı virüslerle infekte kişilerde, immun yetmezlik durumlarında( HİV infeksiyonu, immun supressif tedavi uygulanan organ transplantasyonu yapılmış hastalar), ailede HDL anamnezi olan hastalar, bazı kimyasal maddelerle ilişkisi bulunanlarda sık görülür.

Lenfomada hastaların hangi şikayetleri olur?

İlk şikayet çoğu kez boyunda ortaya çıkan ağrısız bir şişliğin farkedilmesi şeklindedir. Hodgkin hastalığında bu şişlik özellikle solda köprücük kemiği üzerinde yerleşimlidir. Koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümü bölgelerinde de büyüme olabilir. Az sayıda hastada ise lenf düğümü büyümesinin yaygın olduğu görülür. Göğüs kafesi içinde ya da karın boşluğu içindeki lenf düğümlerinde de büyüme olabilir. Bunlar bası nedeni olacak büyük kitleler oluşturuyorsa nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme ya da karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı olması gibi şikayetlere yol açarlar. Fizik muayenede karaciğer ya da dalak büyüklüğü saptanabilir. Hastalık lenf düğümü dışındaki dokuları da tutabilir. Akciğer, karaciğer, kemik, kemik iliği tutulumu en sık lenf düğümü dışı tutulum yerleridir. Lenf düğümü dışı tutulum olması ekstranodal hastalık olarak adlandırılır. Başlangıçta vakaların % 5- 10 unda ekstranodal tutulum olabilir. Hastaların bir kısmında lenfomaya bağlı olarak ortaya çıkan ve sistemik semptomlar olarak değerlendirilen bulgular olabilir. Bunlar ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının % 10 undan fazla kilo kaybı olmasıdır. Ateşin nedeni bir infeksiyon değildir. Sistemik semptomlar bu hastalıklara özgü değildir. Hodgkin hastalığında kaşıntı da olabilir.Hodgkin hastalığında hasta alkol alınınca büyümüş lenf düğümlerinde ağrı olduğunun ifade edebilir. Bademciklerin tutulumu Hodgkin dışı lenfomada daha sık olmaktadır. Lenfomalı hastaların az bir kısmında fizik muayenede büyümüş bir lenfadenomegali bulunmaz.

--

Okunacak en büyük kitap insandır.