Kızgın güneş.Teni okşayan ılık bir rüzgar…Kumsalda bir çocuk oynuyor.Plastik küreklerle kumu alıp alıp kırmızı bir kovaya koyuyor.Daha sonra kum dolu kovayı ters çevirip yere koyuyor ve kaldırıyor. Her kova kumla küçük mimar yeni bir kale inşa etmenin mutluluğunu yaşıyor. Bütün öğleden sonra aynı işi yapıyor çocuk. Hendekler kazıyor. Duvarlar kuruyor.Kalenin üzerine topların koyulacağı mazgallar açıyor.hendeğin üzerine kondurduğu dondurma çubuğu köprü oluveriyor.İşte kumdan bir kale…
Ve bir başka manzara…Büyük bir şehir.İnsan ve araba dolu caddeler.Sıkışık yollar…Bir adam bürosunda çalışıyor.Masasında kağıtları düzenliyor ve yapılacak işleri belirliyor.Omuzuyla boynu arasına sıkıştırdığı telefonuyla konuşuyor ve parmakları bilgisayar klavyesinde geziniyor.Ortalıkta rakamlar uçuşuyor ve sözleşmeler imzalanıyor.Adam kar elde etmenin mutluluğunu yaşıyor…
O adam bütün hayatı boyunca böyle çalışacak.Planlar kuracak.Geleceği tahmin edecek.Yıllık geliri kale duvarları gibi koruyacak onu.Elde edeceği net karlar,geleceğin güvensizliğini aşan köprüler olacak.Bir imparatorluk kurulacak…
İki kalenin mimarları birbirine benziyorlarmı? İkisi de küçük küçük parçaları birleştirip koca yapılar çıkarıyorlar ortaya. Ortada görünen bir şey yokken, kaleler kuruyorlar.İkisi de gayretli ikiside azimli.
Ama dalgalar ikisi için de çalışıyor.Dalga gelecek ve kaleler yıkılacak.
Benzerlikler işte burada sona eriyor.Çocuk bir adım sonrasında ki akibeti görüyor, ama adam görmezden geliyor. Akşam karanlığına doğru çocuk ne kadar farklı!
Dalgalar yaklaşırken akıllı çocuk ayağa kalkıyor ve elini çırpmaya başlıyor.Yüreğinde keder yok,korku yok.Pişmanlık ta.Bunun olacağını zaten biliyordu. Şaşırmıyor.Daha büyük dalga kalesini yıktığında ve şahaseri denize sürüklendiğinde gülümsüyor.Alet-edevatını topluyor, babasının elinden tutup eve gidiyor.
“Büyük” adam, o kadar akıllı değil ama.Yılların sürüklediği zaman dalgaları kalesini çökertirken dehşete düşüyor.
Kumdan kurduğu abidesini korumaya çalışıyor. Dalgaların önüne geçmeye çalışıyor.Yıllar birer birer kalesinin duvarlarını yıkarken, elinden hiçbir şey gelmiyor. Diş gıcırdatıp zamana bağırmaktan başka:
“Bu benim kalem!”
Okyanus cevap bile vermiyor. Çocuk da, dalgalar da kumun ve kalelerin kime ait olduğunu biliyor…Ama ya “Büyük” adam?

Bu kıssaya dair güzel bir video klibide aşağıdaki adresten izleyebilirsiniz...
http://www.youtube.com/watch?v=NEtnAkTc8Vc&feature=related
Sevgi ve saygılarımla,