Tuncay AKDOGAN-BİR NEHİR Kİ ÖMRÜM

sait.368
sait.368's picture


İYİ DİNLEMELER

--

уєиỉ нαуαтıи∂α вαşαяıℓαя
вαşαямαи ỉçỉи çσκ zαмαи αşıмı vαя
κỉмỉ тαşı∂ıℓαяѕα ỉиєя αуиєи
κσиυşтυ αуиєи κσиυş ∂υαуєи





hakany
hakany's picture

SAĞOL SAİTCİM. AMA HERKESİN ÖMRÜ BİR NEHİR DEĞİLMİ YADA HERKESİN ÖMRÜ BİR NEHİR GİBİ AKIP GİTMEZMİ?? YADA BİRİSİ BİR NEHİR GİBİ YATAKLARINI BIRAKIP, GÖMÜP TÜM YURTSUZ KUŞLARINI BIRAKIP GİTMEZMİ???





sait.368
sait.368's picture

Hayat nehir gibi akıp gitmekte isin acı yanıda nehirin büyüktügünü ve verdigi acıyı ve güzelligi yas büyüdükçe daha derinden hissetmemiz...

--

уєиỉ нαуαтıи∂α вαşαяıℓαя
вαşαямαи ỉçỉи çσκ zαмαи αşıмı vαя
κỉмỉ тαşı∂ıℓαяѕα ỉиєя αуиєи
κσиυşтυ αуиєи κσиυş ∂υαуєи





başak1
başak1's picture

Değerli sanatçımızın ardından aşağıdaki yazıyı kaleme alan Gazeteci Ahmet TULGAR'ın önemli saptamalarını paylaşmak istedim.Gerçekten hayata duruşları ile değer katan şahsiyetleri çok iyi anlamak gerekiyor.Kendimizi iyice anlamak,tahlil etmek ve nerede yanlış yaptığımızı bulmak,uyuyan vicdanı uyandırmak adına...
BU MUYUZ BİZ?

NE ÇABUK ALEV ALIYORLAR (AHMET TULGAR)
Onca solcu, onca entel-dantel, ya orada yaşıyoruz ya da günümüzün, gecemizin uzunca bir kısmını oradaki kafelerde, barlarda tüketiyoruz: Cihangir, Sıraselviler, Firuzağa. Değil mi?
Çokça konuşuyoruz, dünyayı kurtarıyoruz modern tekkelerimizde; Çınaraltı'nda, Smyrna'da, Rafineri'de, Savoy'da. Sabahlıyoruz, dörtlere kadar nöbet tutuyoruz Leyla'nın tezgahına dayanıp. Hiçbirşey, hiçbir adaletsizlik kaçmıyor gözümüzden, sözümüzden iki kadeh parlatınca. Biraz tempo, biraz dans çekerse canımız, Kemancı'ya yürüyoruz Firuzağa'dan Sıraselviler'e doğru. Parayı bulanlarımız, bulmuşlarımız Changa'yı da şereflendiriyor ara sıra.
Bu muyuz artık biz?
Biz Cihangir'in, Taksim'in solcularıyız. Haklılar: Entelleri, dantelleriyiz. Çoktan sıyrıldıkları, sıyırdıkları bir kavganın imgesiyle meşgul, kendinden memnun muhalifler. Sloganımız: Değmesin yağlı boya!
Öyle mi sahiden? Sahiden bu muyuz artık biz?
Bilsek Tuncay'ın orada, bir çıkmaz sokakta, elektriği kesik bir çatı katında, yıldızlardan, mehtaptan medet umarak ama mumlarla idare ederek belki de bir şeyler tıngırdattığını, çalmaz mıydık kapısını?
Eski mahallelerde adetten olduğu üzere bizde pişen komşuya da düşen bir tabak zeytinyağlı dolma, bir parça börek gibi sunmaz mıydık kendimizi, dostluğumuzu, tesellimizi, artık neye gücümüz yetiyorsa onu? Sırf uyanık kalsın da tutuşmasın diye usul usul sevmez miydik bile onu? Doğrultmaz mıydık?
Bu kadar yakınımızda yandı
Ama bilemedik işte, Tuncay yandı. Yanıbaşımızda yanmaya yattı. Öfkemiz, kendimize kızmamız bundan. Bu kadar yakınımızda yandığından. Ve bu kadar uzağımızda.
Grup Yorum, Grup Kızılırmak: Bu isimlerin ve benzerlerinin ne ifade ettiğini bilen bilir. Kimimizin işkencecilerin, gardiyanların elinde küllenmiş, kimimizin kendi elleriyle, bile isteye üstüne bir örtü, bir halı, bir battaniye ne bulduysa attığı o ateşe, o yangına körükle giden türkülerdi onlardan dinlediklerimiz. Tuncay ve arkadaşları bizi doğrulturdu yorgun, yılgın hallerimizde, biz onu doğrultamadık alev almış bir yataktan.
Şaşırıyorsunuz değil mi nasıl ateşli çocuklar bunlar diye? Nasıl kolay, nasıl çabuk alev alıyorlar? Yana yakıla bizi isyana teşvik ediyorlar cezaevlerinde bazen, bazen de bir türkü-barda, bir konser salonunda.
Modern ve geleneksel
Çelişki gibi geliyor önce ama sonra anlıyorsun ki, solculuk, sosyalistlik böyle bir şey işte: Yüzbinleri, milyonları, bütün bir insanlığı aklından asla çıkarmayıp, onlar için acı çekip, onlar için her türlü fedakarlığı göze alıp, uğurlarına savaşıp asla bir şey istememek, beklememek onlardan. Gelen gelir, kalan sağlar onların olsun. Bu kadarcık işte. Sen üstüne düşeni yapacaksın. Bu kadar duygusal, bu kadar duyguyla ilgili bir şey işte o koca koca sol yayınların özü, sözü sonunda.
Grup Yorum'un kurucularından biri olan Tuncay Akdoğan'ın şu resmine bir bakın, bir baksaydınız dünkü gazetelerdeki resmine: Nasıl tipik, modern bir Türkiye solcusu. Alevi dedelerinden el almış nasıl geleneksel bir kimlik aynı zamanda. Erken dökülmüş saçlar, ince çerçeveli bir gözlük: Hem okumuş hem yazmış. Hem çalmış hem söylemiş. Modern bir ermiş olarak bakıyor bize o fotoğraftan. Ateşine yanmış bir pervane.
Tarih öncesinden efsaneler, dinsel imgeler, günümüzün dehşeti, şiddeti; sonra çehreler, İspanya'da Franco'nun faşistlerince katledilen Lorca mesela, Şili'de Pinochet'nin işkencecilerince önce gitar çaldığı elleri kesilip sonra öldürülen halk ozanı Victor Jara, evinde ölü bulunan savaş karşıtı rockçı Jim Morrison, ticarileşmekten bezip kendini vurarak intihar eden Kurt Cobain, sonra tabii 'bir varoluş biçimi olarak sanatın ta kendisi'. Tam da kendisi: Ne çok şey birleşiyor, birleşiyor o fotoğrafta, müzisyenin ölümünde.
Dün onu unutan bizler, bugün onu gecikmeli olarak hatırlıyoruz. Ve daha birçok şeyi...





ezgi özkan
ezgi özkan's picture

hayat bir nehir zaten... gerçekten de öyle.çok derin ve uzun bir nehir. bu nehirde bizi nelerin beklediğini bilmeden ilerliyoruz. bazen durgun bazen dalgalı... ve gerçekten de bir nehir ki ömrüm taşır bin yıllık kavgasını yurtsuz aşklarımın...

paylaşımın için teşekkürler. emeğine sağlık

--

gönül sana nasihatım
çağrılmazsan varma gönül
seni sevmezse bir güzel
bağlanıp da durma gönül...