DENIZ GEZMIS

ballantenis
ballantenis's picture

Baba,

Mektup elinize gecmis oldugu zaman aranizdan ayrilmis bulunuyorum.
Ben ne kadar uzulmeyin dersem yine de uzuleceginizi biliyorum.

Fakat bu dururumu metanetle karsilamani istiyorum, insanlar dogar,buyur,
yasar olurler,onemli olan cok yasamak degil,
yasadigi sure icinde fazla seyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karsiliyorum.
Ve kaldi ki benden evvel giden arkadaslarim
hicbir zaman olum karsisinda tereddut etmemislerdir.

Benim de etmeyecegimden suphen olmasin.

Oglun, olum karsisinda aciz ve caresiz kalmis degildir,
o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu oldugunu biliyordu.

Seninle dusuncelerimiz ayri ama beni anlayacagini tahmin ediyorum.

Sadece senin degil,
Turkiye'de yasayan Kurt ve Turk halklarinin da anlayacagina inaniyorum.

Cenazem icin avukatlarima gerekli talimati verdim.
Ayrica savciya da bildirecegim.

Ankara'da 1969' olen arkadasim Taylan Ozgur'un yanina gomulmek istiyorum.

Onun icin cenazemi Istanbula goturmeye kalkisma,
annemi teselli etmek sana dusuyor,
kitaplarimi kucuk kardesime birakiyorum.

Kendisine ozellikle tembih et onun bilim adami olmasini istiyorum,
bilimle ugrassin ve unutmasin ki bilimle ugrasmak da bir yerde insanliga hizmettir.

Son anda yaptiklarimdan en ufak bir pismanlik duymadigimi belirtir seni,
annemi,abimi,kardesimi devrimciligimin olanca atesi ile kucaklarim.

Oglun Deniz Gezmis"

Deniz Gezmiş
Deniz Gezmiş, Ankara'nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947'de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul'da bitirdi.

1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968'de Hukuk Fakültesi'nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968'de Samsun'dan İstanbul'a Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.

1969 Haziran'ında Filistin'e giderek Eylül'e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969'da yakalandı ve Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.
9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de idam edildi.

Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı

'Yok edilme' düğmesine basıldığı andan itibaren kamuoyundan hiç destek alamayan Deniz Gezmiş'e sevgi beyan etmek son zamanlarda moda haline geldi. Hatta düşünce açısından ona en fazla karşı olacaklarını bekleyebileceğiniz çevreler Deniz Gezmiş'e sevgi ve saygı duyduklarını söylemeye başladılar. Hükümetin bazı bakanları bile bu hislerini alenen söylediler.

Bu sevginin ortaya çıkacağı, yıllardır Che Guevera'dan yeniden kült figürü oluşturulmasıyla belli olmuştu. Para sahibi olmayı burjuva olmakla aynı sanan çevrelerde Che Guevera birden çok sevilmeye başlanmış, Che Guevera ile ilgili şarkılar 'Beyaz Türk' eğlence mekanlarının en beğenilen parçaları arasında olmuş. Bununla birlikte Küba da neredeyse Bodrum ve Çeşme'den sonra en favori gezi hedefleri arasına girmişti.

Bu çevrelerin Che'den sonra aynen Deniz Gezmiş'i de severek hissiyatlarını lokal bir baza oturtmaları hiç de şaşırtıcı bir olay değildir. Çünkü burada, fikirleri ve amaçları değerlendirme, özlemleri paylaşma gibi bir şey katiyen yok. Sadece isyana övgü ve özenti var. Konformist yaşamlar isyandan kopmadıklarını Che ve Deniz Gezmiş gibi insanları severmiş gibi davranıp çevreye göstermeye çalışıyorlar.

Dün 'Yurtsever Cephe' üyelerinin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret edeceklerini öğrenince bu meseleler aklıma geldi. Komünistler 'partili olmak' fetişizmini sosyalist hareket içine taşımışlar ve partili hareket dışında kalanları goşist olarak damgalamakta çekince görmemişlerdir. Bu goşist damgası devlet katında anarşist olarak değiştirilip topluma aynen servis edilmiştir. Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı.

Yurtsever Cephe'nin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret etmesi büyük ihtimalle modaya uyum sağlamak niyeti taşımıyordur, ancak ziyaret bana bir zamanlar sosyalist gelenek içinde yaşanan tartışma ve ayrılıkların ne kadar yanlış olduğunu hatırlattı. Partili gelenekten gelenlerin Deniz Gezmiş'e mezarında sahip çıkmaları maalesef geç kalmış bir sevgiden ibarettir. Ve niyetleri ne olursa olsun modaya uymak için yapılmış görüntüsü taşımaktadır.

Yüksel Hançerli 'nin objektifi Deniz Gezmiş 'e çevrilmişti. Deniz elinde kazağı, yakın arkadaşlarından Bozkurt Nuhoğlu, Işıtan Gündüz ve Zihni Çetiner 'le İstanbul'da üniversitenin bahçesinde yürüyor. Yanında bir gazeteci, ona sorular soruyor. Gazeteci de Deniz kadar genç. Hemen yanında elinde fotoğraf makinesiyle gazeteci Ergin Konuksever.O da ne kadar genç. Deniz incecik, sırım gibi. Ciddi bir şekilde yürüyor. Deniz, her zaman böyle düşünceli görünmezdi. Gülümserdi, muziplik yapmaktan hoşlanırdı. En zor koşullarda işi alaya alabilirdi.Albümün başka sayfasını çeviriyorum. Aynı insanlar, yine Hançerli'nin objektifindeler. Deniz hâlâ düşünceli. Giysilerine bakıyorum. Filistin'den döndüğü günler olmalı. Ayağında lastik bez karışımı askeri postallar. Gömlek de Filistin'den olabilir.

Bir başka fotoğraf. Bir mahkeme sonrası mı ya da bir gençlik olayı mı, bilemiyorum. Belki de Deniz cezaevinden yeni bırakılmıştı. Onu ne çok gözaltına aldılar, ne çok tutukladılar.

Bir sayfa daha çeviriyorum. Bu kez Deniz askerler arasında mahkemeye getiriliyor. Sonraki görüntü mahkemeden.

İnce dal gibi bir gençti Deniz. 1968 gençlik eylemlerinin tartışmasız önderiydi, sembolüydü. Onunla 1968 Haziran işgalleri sırasında arkadaş olmuştuk. Daha önce de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın Tünel'deki binasında karşılaşır konuşurduk. O kadar çok tutuklanır ve kaçak duruma düşerdi ki, bu nedenle onunla uzun boylu arkadaşlık yapmak mümkün olmazdı.

1968'de Samsun'dan Ankara'ya 'Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü' nü birlikte düzenledik. Ne güzel umutlarımız vardı. Samsun-Ankara yürüyüşünde başımıza neler gelmedi ki! Hemen her gün yaşadıklarımız aleyhimize bir haber olarak sağcı gazetelerin manşetlerinde yer alıyordu. Sonradan anladık ki, aramaza bir ajan yerleştirmişlerdi.

Yürüyüşün erzak işlerini üstlenen Muzaffer hemen her gün bağlı olduğu istihbarat örgütüne bilgi veriyormuş, onlar da gazetelere servis yapıyorlarmış.

'Yüksel Hançerli'nin objektifinden 1970 İstanbul' fotoğraflarına yeniden bakıyorum. Jandarmalar, bir duvarın arkasında ellerinde silahlar, belli ki gençleri izliyorlar. Bir başka fotoğrafta binlerce genç 6. Filo'yu protesto için yürüyor.

Deniz Gezmiş bir duruşmada kendini savunuyor. Yine etrafı jandarmalarla sarılı. Bir başka sayfada 'güzel bacak yarışması' nın fotoğrafları görülüyor.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 'ı, 6 Mayıs 1972'de Mamak'ta yanımızdaki hücrelerden alıp idama götürdüler. Genceciktiler. Düzene itirazları vardı. Haksızlığa isyan etmişlerdi. Aradan tam 33 yıl geçmiş.

Onları yanımızdan alıp götürdüklerinde aynı yaşlardaydık. Şimdi 60 yaşlarına yaklaştık.

Yüksel Hançerli'nin çektiği Deniz Gezmiş fotoğraflarını ilk defa gördüm. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamışlardı. O albümü karıştırırken geçmişe yolculuğa çıktım. İçimi garip bir hüzün bastı.

Yaşam akıp gidiyor. İnsan belleği hep acılarla yaşayamaz ki! Yaşamın hızı ve acımasızlığı sürükleyip götürüyor. Aniden karşınıza çıkan bir eski arkadaşınız ya da bir ölüm haberiyle sarsılıyor, sonra yola devam ediyorsunuz.

Deniz'in genç ve yakışıklı fotoğraflarına içim acıyarak baktım. Her zaman öyle olmaz. Deniz, benim için genellikle umut ve neşe anlamına gelir.

Türkiye neden bir türlü demokratikleşemiyor sorusunu soruyoruz. İspanya 50 yıl diktatörlük altında kaldı. Portekiz 60-70 yıl. Yunanistan on yıldan fazla. Bu ülkeler demokrasi konusunda bizden daha geriden başladıkları halde öne geçtiler. Biz neden hep bir engele takılıp kalıyoruz.

Deniz Gezmiş





ö.s.q.e
ö.s.q.e's picture

bu konuyu açtığın için çok teşekkür ederim.DENİZ GEZMİŞ'in anlamı ben de çok büyük. 6 Mayıs ölüm yıl dönümleriydi ama onlar toprağa düşseler de bu kavgada hep yaşayacaklar...hayatta olduğum sürece DENİZLERİ çevremdeki herkese anlatacağım çünkü insanları bu şekilde bilinçlerdirmezsek ileri adım atamayız.ne uğurda nasıl can verdiklerini aklımızdan asla çıkarmamız gerekir diye düşünüyorum ve nefes aldığım her gün onları bi şekilde anıyorum.yaşamımın her köşesinde onlardan bi iz mutlaka var.onları bu şekilde yaşatmalıyız diye düşünüyorum ve elimden geldiğince de yapmaya çalışıyorum.

DENİZ GEZMİŞ'i YUSUF ASLAN'ı HÜSEYİN İNAN'ı ve daha nice DENZİLERİ saygıyla anıyoruz...

emeğine sağlık...........

--

gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış, gözlerin bu gece çookk uzaktan geçen bir gemi...





emekci
emekci's picture

Hüseyin İnan: 21 yaşında lider, 23 yaşında idam sehpasında bir yiğit devrimci

1949’da Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Bozhüyük köyünde doğdu. İlk ve orta okulu Sarız’da, liseyi Kayseri’de okudu. 1966’da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü’ne kayıt oldu. Sosyalist Fikir Klubü (SFK) ve bu derneğin bağlı olduğu Dev-Genç’e üye oldu. Bu arada, TİP’e de katılarak, bu partinin de etkinliklerinde yer aldı. Aynı dönemde, gerek İstanbul ve Ankara, gerek İzmir ve diğer yörelerde anti-emperyalist eylemlere katıldı; ABD 6. Filosuna yönelik eylem ve mitinglerin içinde bulundu. Toprak işgalleri, kırsal yörelerdeki mitingler vb. etkinliklere katıldı. 1966-1967 öğretim yılında, gerçekleşen ODTÜ Hazırlık boykotunun örgütlenmesine önderlik etti.

Hüseyin İnan, 1968’de, TİP ve daha sonra MDD içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen gizli ve dar örgütçülük fikri etrafında çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme fikrini geliştirmeye çalıştı. Ankara’da özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini İnan’ın attığı bu grup, daha sonra THKO’nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı. Aynı yıl İdari İlimler Fakültesi’nden çıkarılan Hüseyin İnan, ODTÜ yurtlarında kalmaya devam etti.

14 Ekim 1969’da, grubun önemli bir kesimiyle birlikte Suriye üzerinden Ürdün’e, FKÖ’nün asıl gücünü oluşturan El Fetih kamplarına gitti. Burada FKÖ’nün yanında İsrail’e karşı savaştı. İsrail içlerindeki karakol baskınlarında bizzat yer aldı. Şubat

1970’de Türkiye’ye geri döndüğünde, Diyarbakır-Antep yolunda bir otobüste yakalandı. Diyarbakır’da devam eden yargılama sonunda, Ekim 1970’de tahliye oldu.

İnan Ankara’ya döndüğünde, kafasındaki kır gerillası fikri iyice berraklaşmıştı. Benzeri düşünceler taşıyan ve aynı eylem çizgisini benimseyen, başlarında Deniz Gezmiş’in yer aldığı İstanbul grubuyla biraraya gelerek THKO’yu kurdu. İnan, kitle hareketleri içinde hemen hiç tanınmayan biri olmakla birlikte, örgütleyici niteliği, insanlarla ilişki kurma becerisi ve kararlılığıyla grup içinde sivrilmişti. O dönemlerde önemli ölçüde karizması olan Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve Cihan Alptekin’in de yer aldığı THKO’nun tartışmasız önderi haline geldi.

Daha sonra, yaygınlaşan silahlı eylemlere önderlik etmekle kalmadı, bütün eylemlerin bizzat içersinde oldu: 29 Aralık 1970’de, Dev-Genç üyelerinden İlker Mansuroğlu’nun öldürülmesi üzerine, THKO’nun örgüt olarak kendini ortaya koyduğu Kavaklıdere Polis Karakolu’nun kurşunlanması, 1 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basılarak bir Amerikalı’nın kaçırılması ve daha sonra 4 Amerikalı’nın kaçırılması eylemlerinde gösterdiği gözüpek tavrı ve kararlılığıyla THKO’nun varlığında büyük etken oldu.

24 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, Deniz Gezmiş ve Yusuf Arslan’la birlikte Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tarafından 9 Kasım 1971’de idama mahkum oldu. İdamlarının önlenmesi için gerek Meclis’te, gerek kamuoyunda ve gerekse örgüt arkadaşları tarafından çeşitli girişimlerde bulunulmasına rağmen Deniz Gezmiş ve Yusuf Arslan’la birlikte 6 Mayıs 1972’de idam edildi

--

BU GÜZELİM MEMLEKETTE HURRİYET





emekci
emekci's picture

Yusuf Arslan kimdir-Yusuf Arslan hayatı,biyografisi

1947 yılında Yozgat'ın bir köyünde doğdu.
Orta öğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı. 1966'da ODTÜ'ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, CIA ajanı, Amerikan Büyükelçisi Commer'in arabasının yakılmasıydı.
1969 yılında arkadaşlarıyla birlikte Filistin'e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu. 1970 yılında kurulan THKO'nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş'le birlikte Nurhak'a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla'da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı.
6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan'la birlikte idam edildi

--

BU GÜZELİM MEMLEKETTE HURRİYET





ballantenis
ballantenis's picture

ÖNCELIKLE KEMAL ABI PAYLASIMIN ICIN TESK EDERIM....EMEGINE SAGLIK ABI..VE ( Ö.S.G.E ) BURDAN BIR ISIM CIKARAMADIM VE LINK TIKLAYINCA ÖZGE OLDUGUNU GÖRDÜM :)) ÖZGE CAN TESK EDERIM SENIN GÖRÜSLERINDE AMA NE 1 MAYIS VE 6 MAYIS YAPILAN YÜRÜYÜSLERE MITINGLERE KATILIM SAYISINI COK AZ GÖRMEK INSANLARI GECRCEKTEN ÜZÜYOR.ÖNECELIKLE BUNLARA KARSI BIR ÖNLEM ALINMALI VE SIMDININ GENCLERINI GIT 1 MAYISTA POLISE TAS AT CAMLARI KIR CEVREYE ZARAR VER GIBI BILGILERDEN ZIYADE ONLARA EMEKCININ HAKLARINI SAVUNMAYI VE BIR SESLERINI DUYURMAYI ÖGRETMEK GEREKLI VE BU TÜR MITINGLERDE BOY GÖSTERMELERI GEREKMEKTEDIR..BEN 6 MAYIS OLAYLARI ICIN GITTIGIM TAKSIM MEYDANINDA GÖRDÜGÜM KISI SAYISI GERCEKTEN ÜZDÜ BENI BUNLARIN YASANMASI COK ACI...1 MAYIS OLAYLARIDA BENCE BENIM GÖRÜSÜM BAGLI OLDUKLARI SENDIKALRIN DA YUKARDAKI BIR TAKIM KISILERLE ORTAK CALISIYOR HAVASI YARATTI NEDEN MI TAKSIM MEYDANINA CIKIS YASAKLANDI VE SENDIKA LIDERLERI BUNLARI ÜSTELEDI VE ZORLUKLARLA GIRILMEYE CALISILDI NE OLDU HICBIRSEY PEKI HALKIMIZ GÜZEL BIRSEYMI YAPTI O GÜN DIYE SORARSANIZ KENDILERINCE "EWET" AMA BANA SORARSANIZ BENCE "HAYIR" YASAK DENILDIGIN DE DURMALARI LAZIMDI GEREKIRSE DAGILMALARI CÜNKÜ BU SEKILDE GÜNDEM DEGISTI VEYA DEGISTIRILDI NE OLDU BUGÜN 10 MAYIS VE TV LER 1 MAYIS OLAYLARINI TARTISIYOR SIMDI...MEHMETCIK SEHIT OLDU TÜRKIYE AYAGA KALKTI TÜRBAN GIRDI BUNUN GIBI GÜNDEMI ELINDE CEVIRIYORLAR VEE BU SEKILDE HICBIRSEY YAPILMIYOR

SAYGILAR

MUSTAFA





ö.s.q.e
ö.s.q.e's picture

:)))
sen de haklısın ama bu olayları abartıp camı çerçeveyi aşağı alanların çoğu sendika üyelesi değil.dışardan durumu görüp ortalığı karıştırmak isteyen kişiler.açıkcası daha hangi görüşü benimsediklerini bile bulamamış kişilik çatışması yaşayan insanlar.bu olayları yok etmek imkansız ama en aza indirmek gençlerimizin bilinçlenmesiyle mümkün.ama ben bi genç olarak yaşıtlarımdan utanıyorum gerçekten. 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın.ben hayatımı yaşarım banane.ne gerek var bu olaylara...' görüşündeler. ben devrimciyim diyen gençlerin içinde daha deniz gezmiş'in ölüm yıl dönümünü bilmeyenler var onu da geçtim devrimin ne demek olduğunu bile bilmiyor bazıları sırf ben buyum demek için ortaya devrimciyim veya atatürkçüyüm vs laf söylüyorlar.zaten ortalığı da bu gibi insanlar karıştırıyor.bir ideoljiyi savunmak böyle olmaz.....

--

gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış, gözlerin bu gece çookk uzaktan geçen bir gemi...