beğendiğiniz şiirleri burda yazarsanız sevinirim.
birincisi benden olsun :)
EŞKİYA
kaçağım, eşkıya aşklar yaşarım durmadan,
kaşla göz, dağla uçurum arası.
konar göçerim, sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar.
sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarına.
yetmez dağ başlarımın teslimiyeti istenir.
ya katlim ya ihanetim.
bilmezler bir başka yol olduğunu.
yani ben eşkıya, her yanı pusu.
gözlerimdeki dumanlı dağlara sevdam,
zülfümde gölgeye sığınmam bundandır.
o zaman keyif çatarım silah diye sevdanın doruğuna.
buzullar erir, nehirler yatak değiştirir, sevdalarını ışıklarında yıkarlar,
sonrada yürekleri seslerinde gürül gürül akarlar.
çıplak suretleri dağ başları resmeder o dem, iklim değişir, hüzün olur. yüreğimden gayrisine sır vermediğim doğrudur,kaçaklık bu.
hadi gel şahrudum dağlara gövde verelim.
göğüsün tahtasının altı ol, yoksa vuracak beni hasretin bir tenhada.
yakışır mı bir kaçağa ecel eliyle ölmek.
yavuz turgul

ZOR GÜNLER
benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına kızdığım oldu zamanında
ama inandığım da...
ömrümde her şarkı, başka bir kapı açtı
bu şarkının ardında sen, bu kapının ardındaysa
benden önce söylenmiş sözler vardı...
seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi?
bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı...
seçtiklerimiz evet!
hayat bu sevgilim, çoktan seçmeli
senin aşkınsa, bir dönem ödevi...
bir şarkı tuttum sevgilim
bir kapı açtım ikimize
ikimiz, çokmuşuz meğer bu resme
kapatmadan bu kapıyı yine de
bu yaralar bereler, sanadır, bileler...
çok canım yanıyordu, gördüklerimden ve görüceklerimden
benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek
benim de kanattıklarım vardı elbet
ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgemi taşıyorlar
hani demiştim ya en başında
"ne ayrılıklar, ne aşklar, ne başlangıçlar" diye
yani, demem o ki, çok zor günler geçirdim vaktiyle
bu şarkı sadece benimdi sevgilim
ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
yazmışsın ya "onu sevebileceğimi düşünmüştüm" diye
işte o günden beri, belki de bu yüzden sadece
bu yaralar bereler, sanaydı, bileler
göreler aşkımı
şahidim gökkubbe...
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
BÖYLE SEVDİM İŞTE
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir
ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle...
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok...
|^^^^^^^^^^^^^^^^^^| |
|--------BLUEEYES--------|||'""|""\__,_
|_www.divrigigenclik.com__||||__|__|__| )
..(@)*(@)*(@)*********(@)***(@)
Mavi Mavi Sevdim Seni
Mavi Mavi sevdim seni.
Gözlerin kadar derinlere inemedim
Bu yüzden sevemedim sendeki beni.
Bir yüz ; aynada gördüğüm ..
Tıpkı Sen .. Tıpkı aşkla özdeş..
Şimdi kelimeler boğazımda kördüğüm.
Acınacak halimle gelemedim kapına
O kapı ki ;
Açılmasın diye
Kilit vurup ağlarını ördüğüm…
Mavi Mavi sevdim seni..
Ömür gibi sende unutulursun zamanla.
Biter di nefes , tükenirdi bir bir geride kalanlar.
Yalnızlığım da eskidi yokluğunda..
Ayyaş geceyi avutmadım sabaha kadar.
Bir seni , bir bana ,
Bir beni , bıçak sırtı eyvallah a
Bir de
O ölüm kokulu veda sahnesini , ayağının tozuna mahrem kıldılar..
Ben Yazmak isterken seni ,
Kalemimi kırdılar
O Kalem ki ;
Anlatmak için ,
Gece üstüne Gece devirdiğim…
Mavi Mavi Sevdim seni..
Unutma!
Sevdim seni.
Tan"ın Kızıllığında ağardım ,
Doğdum güneş gibi gözlerinin kapalılığında !
Mavi Mavi sevdim seni..
Açmayınca perdeni , gece gibi karardım..
Mavi Mavi sevdim seni.
Eminönü"nde görüyorum ansızın
Gardenya kadar saf , begonya kadar solgun..
Mısralarımın kalemsizliği kadar
Benim sahipsizliğimsin..
Mavi mavi sevdim seni..
Unutma !!
Sevdim seni ..
Susarak …
Metruk gecelerde ,
Ağlayarak..
SEVMEK NEYMİŞ BİRGÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu igrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
SENI SEVDIĞIMI BIRGÜN ANLARSIN
Ümit Yaşar Oğuzcan
Ne Zaman Ayrılık Saati Gelse
Ne zaman ayrılık saati gelse
En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilse
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Seni çağıran sesi uzaklardan
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek anı gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir de hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliği anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilse
Sarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün
Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı, belki yarın
Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışcasına, büyük
Içimizdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var
Yaşadıklarımdan ögrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi,
Bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel muzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak,
Bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle
Bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak
Özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,
Bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey,
Hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Senin İçin
Yine yağmur var dışarda
Ve yine sokaklar bomboş
Yine izliyorum camdan yağmuru,karanlığı
ve yalnızlığı
Ama bu defa severek, sevilerek
Daha bir başka bakıyorum insanlara
Seni seviyorum, seni çok seviyorum
Yine yağmur var dışarda
Ve benim yüreğimde
Çok yakınımdasın biliyorum
Ama seni göremiyorum
Bağırsam sesimi duyarsın biliyorum
Ama bağıramıyorum
Yine yağmur var dışarda
Ve benim gözlerimde
Bu defa ne için ağladığımı biliyorum
Demek insan gönülden sevince
Böyle olurmuş diyorum
Çünkü bu defa senin için
Daha bir başka ağlıyorum
Yine yağmur var dışarda
Ve yine içimde fırtına
Bu defa senin için kopartıyorum fırtınaları
Seni sevdiğim için
Hayatta bana verilmiş en güzel armağan
olduğun için
Benim olduğun için
Daha bir başka yaşıyorum hayatı
SENİN İÇİN
SEVEBİLME İHTİMALİ
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!
yılmaz Erdoğan
KAL DiYEBiLSEYDiN
Anliyamadim benmi suçluyum?
Anlatamadim mi? sana olan sevgimi..
Tutustum yandimda sensiz her gece
Gözyaslarimla söndürdüm kalbimi
Her gün her dakika özledim seni
Dinmedi kederim senin yaninda bile
Sustum hep gözlerine baktigim zaman
Isyan eden kalbimin çaresizligiyle
Oysa neler düsünürdüm sen yokken
Neler söylemek isterdim kavusunca
Ayrilik saati gelince ben biterdim
En kötüsü beni koyup gitmendi
O öyle bir yanlizlikti ki anlatilmaz
O öyle bir çaresizlikti ki inanilmaz
Hep yarim kalmis heyecan hazlar içinde
Gözlerimde büyürdü kisa mesafeler
Ama çok yakinda sevgilim....
Bütün teselliler uzakta kalacak
Çiçekleri solacak mi? ask bahçemizin
Ne olurdu saadetlerin en büyügünü
Iste ellerimde al diyebilseydin
Biliyorsun degil mi? asla gitmezdim
Benimsin sevgilim KAL!! diyebilseydin...
Gülay Atilay
DİVRİGİ GENÇLİK
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bi oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım
felakeitm olurdu ağlardım
ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bi cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım
akşamlar bi roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın onda
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım
ATTİLA İLHAN
BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Attila İLHAN
KİMİ SEVSEM SENSİN
kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor
her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum
ATTİLA İLHAN
HERşey SENDE gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü...
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin...
Yaşadıklarını kar sayma
Yasadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün...
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma herşeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin...
Güneşin doğuşundadır
Doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın...
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak!
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda
Aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar
Çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar
Bilirsin...
Bunu da öğren,
“Sevdiğin kadar sevilirsin
Alıntı*
Ayın güle Serenadı
l
Ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
hatırla bülbüllerin divane olduğunu
dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
önce anlayamamış ona ne olduğunu
gönderince kalbime ışığını bu gece
bildim bütün aşkların bahane olduğunu
şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
şaşırdım ayın kime pervane olduğunu
ll
rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
bal rengine boyuyor yolları senin için
dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
aydınlığa çekiyor kulları senin için
misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
sim-ü zerle süslüyor kumları senin için
senin için ırmağa karışıyor denizler
can meyvesi kırıyor dalları senin için
lll
bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber
seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
Nurullah Genç
Hayalimdin...
Hayalimdin...
Gerçeğim ol istedim
Yanına geldiğimde yüreğim titredi
Hayalimdin....
Yanlız yatağıma uzandığımda..
Bir burukluk vardı içimde
Hayalimdin...
Umutluydum, gerçeğim olcaktın..
Sonunda anladım ki...
Kırık bir cam parçasıydı,
kalbime batan
Hayalimden geri kalan bir parça
Tüm bedenime dağılmıştı
Toplayamazdım..
Karanlıkla dertleştim
Sensizliğime kahrettim
Kendime, sensizliğime kızdım..
Bir tek sana kızamadım
Ben yüreğim elimde gelmek
istedim kapına
Ve düştü o yürek kara toprağa...
Gülay Atilay
Seviyorum seni ekmegi tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!' der gibi.
Nazım
27 Ağustos 1960
AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır patlar
an gelir
Attila ölür
Attila İLHAN
ömrü hayatımda okudugum en güzel şiir...
Feyzullah Eti
Sen
Sen yarının özü
Ah sen yarının dili
Sen yarının sözü
Ah canım benim sol yanım benim
Diren ey karam diren
Diren iç yaram diren
Diren sevdaya güven
Ah canım benim sol yanım benim
Sen umudun yolu
Ah sen kavgamın seli
Sen yarının dili
Ah canım benim sol yanım benim
Diren ey karam diren
Diren iç yaram diren
Sevdan hep dünkü gibi
Hiç yasanmamıs günlerim gibi
Ah canım benim sol yanım benim
Yar yarımsın yar
Sızımsın yar
Canımsın yar
Yar sol yanım yar
''an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür''
''an gelir
Attila ölür''
Teşekkürler
paylaşımlarınız için teşekkür ederim canlar. blueeyes foruma koyuğun bu parça muhteşem . tekrar hepinize teşekkür ederim...
KÖPRÜ
Sevgili
yetmiyor 'sevgili' sözü
tek başına. Karşılamıyor
içimi dolduran duyguyu.
Oysa ben 'sevgili'
derken neler
düşünüyorum bilsen.
Sonsuz, bir güneş
bir yudum rakı
çiçeğe durmuş ince bir
bahar dalı
oğlumun sıcak yanağı
anamın acılı gözleri
babamın tütün kokan eli
evimizdeki kuş
yarının güzel günleri.
Anlatılması güç binlerce
duygu ve sen...
İşte sen
beni hayata bağlayan
en güzel köprüsün;
köprülerin en güzelisin.
Sevgilim... Güzelim...
İnsanı yaşatan
içimizdeki hayat böceğidir.
O ölürse
hayatımızın da tadı biter.
O sakın ölmesin
yaşat onu.
Yılmaz GÜNEY
DERSİM
Bir eski öyküdür bileceksiniz
Masallardan kalmıştır Dersim
Ülkemin ortasında gizli
Yanık bir türküdür Dersim
Yıl otuz sekizdi dağlarda
İri ceviz ağaçları ve atım vardı
Belki bir gökyüzü savaşçısıydım
Bir arpa ekmeği kadar sıcaktı
Toprağım, karım ve çocuklarım
Oysa soğuk bir kuştur
Parıldar süngü
Bana niçin uzaksın düşündün mü
Kurda kuşa dostluğumu düşündün mü?
Bu sularda ölüm bile güzel
Sen hiç kurşunların anlamını düşündün mü
Yıl otuz sekizdi dağlarda
İri ceviz ağaçları ve atım vardı
Güneş ve sular ülkesinde orda
Orda ki eski bir öyküdür Dersim
...............................................................................................................
GÜLÜMSE
Hadi gülümse bulutlar gitsin
İşçiler iyi çalışsın, gülümse
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.
Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
Çakıltaşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.
KEMAL BURKAY
hüzünlüyüm dostum yine bu gece
keder dolu saatlerin sabahını bekliyorum
sabah meltemi mutluluğu getirecekti sanki
gözlerim fersiz , bedenim yorgun
birazda uykum var galiba
kurtuluşun olmadığı bir dipsiz kuyuda gibiyim
başımı kaldırıpta baksam yukarıya
gördüğüm tek şey yıldızlar
onlarda zaten o kadar uzaktalar ki
erişilir olsalardı yıldız olmazlardı diyorum içimden
ve umutların teker teker yok olduğu an
artık ölüm mü daha kolay
yoksa sabahı beklemek mi
gündüzün aydınlığı kederleri bitirecekti
öyle olması gerekiyordu
ya olmazsa demek korkutuyordu beni
o zamanda diyordum,bir parça yaş döküp
kapatırım hayata gözlerimi
ve bir bedenin fani dünyadan göçüşüne
uzun geceler değil
bir sabahın serinliği şahit olur...
saat acımasızca bir cesedin kefenini hazırlar gibiydi
ben anılarımı düşünürken
kader çizgisi belirmişti artık
ölümü getirmek için durmadan geçiyordu saniyeler
tık..tık..
gece tükeniyor..hayat tükeniyor... ve ben tükeniyorum...
Abdullah Yıldırım
Gönül bahçemde al al, çiçekleri yolmadan
Umudumun güneşi can evimde solmadan
Buz mavisi odamda gözlere yaş dolmadan
Gül rengi hayallerim, dağılmadan çık da gel
Senin için kurduğum saat zili vurmadan
Günlerim senelerden, acı hesap sormadan
Sök ayrık otlarını, sevdamızı sarmadan
Göz yaşım yüreğimde, boğulmadan çık da gel
Açan çiçekler dalda yorulup kurumadan
Hasretin esen yelden nem alıp çürümeden
Göz pınarımda yaşlar kalbime yürümeden
Nefesim sancı çekip çoğalmadan çık da gel
tsk murat yuregine saglik kardess guzel siir eline saglik
tsk murat yuregine saglik kardess guzel siir eline saglik
BANA BİR ŞARKI SÖYLE
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle..
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
bende bir deyisklik yaptimm ozanlarimizdan gonderdim isallah bana kizmasiniz bende tsk ederim size
Ali Kızıltuğ
Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü
Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gelele
Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler
Kapıları Kitlemişler Gel Hele
Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim
Dertli İdim Bazı Destan Yazardım
Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın
Kızıltuğ'a Benzemiyor Gel Hele
1944 yılında Sivas ili Divriği ilçesi Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas ustadan öğrendi. İlk yıllarda başka aşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdi.
1969 yılında ilk plağı olan "Asrı gurbet harab etmiş köyümü" çıktı. Bugüne kadar 103 plak ve 87 kaseti yayınlandı. 2160 eseri bulunmakta ve bunların 550 tanesi başka sanatçılar tarafından seslendirildi.
1969 dan bu yana sadece kendi eserlerini seslendiriyor. Eserlerini hazırlarken genellikle
önce şiir olarak yazıp sonra onları besteliyor. Ancak doğaçlamada çalıp söylüyor, 1971 yılında İstanbul Tepebaşında yapılan ve tüm ozanların katıldığı bir atışma yarışmasında birinci seçildi.
Geçim sıkıntısı nedeniyle göç etmek zorunda kalır ve 1973 de Ankaraya yerleşti.
Aşık Veysel ve Aşık Mahzuni onu en çok etkileyen aşıklardır.
Uzun sap bağlama çalıyor ve bağlamasını hüseyni düzenine akort ediyor.
"Baykuşlara kalan köy" ve "Sorma efendim" adında iki kitabı yayımlandı ve diğer eserlerini de 10 cilt kitap halinde yayınlamayı düşünmektedir.
Memur emeklisi ve 4 çocuk babası olan Ali Kızıltuğ halen Ankara'da ikamet etmekte ve kendisini şöyle özetliyor: "Ne yarimden vazgeçtim, ne sazımdan vazgeçtim, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal'dan geldiysem, o nazlım, sefil, tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdide aynıyım...".
ali onur
Ekim 2002
Eserlerinden bazıları:
Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü
Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü
Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gelele
Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler
Kapıları Kitlemişler Gel Hele
Bir Ev Burda Bir Ev Karşıda Kalmış
Sorun Hele Bizim Komşular N'olmuş
Kırk Senelik Ağaç Kurumuş Kalmış
Bizim Köye Benzemiyor Gel Hele
Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim
Dertli İdim Bazı Destan Yazardım
Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın
Kızıltuğ'a Benzemiyor Gel Hele
Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim*
Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim
Oyannıya Dönem Dönem Ağlıyam
Bir Mektup Yolla Ki Gurban Olduğum
Yüzlerime Sürem Sürem Ağlıyam
Ya Bir Komşularda Ya Bir Dosttaysan
Bir Şeye Üzüldün Kara Yastaysan
Yataklara Düştün Ağır Hastaysan
Karaları Giyem Giyem Ağlıyam
Kızıltuğ'um Gurbet Elin Yolunda
Nazlı Yarinen Ayrı Düştük Sonunda
Sen Öldüysen Neyim Kaldı Sılada
Gurbet Elde Duram Duram Ağlıyam
Sen Gittin Gideli Deliye Döndüm
Sen Gittin Gideli Deliye Döndüm
Her Gün Gözyaşımı Dökerim Ali
Ana Bacı Gardaş Bilmez Diyorlar
Duydukça İçimi Çekerim Ali
Seni Sevenlerin Yaralı Dertli
Şu Elin Zalımı Bizden Kıymetli
Keramet Sahibiydin Güçlü Kuvvetli
Yoksa Bir Kul İdin Öldünmü Ali
Zalimin Zulumü Bizi Yakarsa
Ağladıp Karşıdan Bakarsa
Ahirette Elimiz Boşa Çıkarsa
Tutar Zülfikarı Kırarım Ali
Zalim Yazdı Katlimize Fermanı
Tütüyor Başımda Derdin Dumanı
Geleceksen Tez Gel Tam Da Zamanı
Yoksa İkrarımdan Dönerim Ali
Kızıltuğ'um Pire Gönül Bağladım
Yıllar Var Ki İçin İçin Ağladım
Can Boğaza Geldi Küstüm Söyledim
Yine Senden Özür Dilerim Ali
Değirmenim Terse Döndü Bu Sene
Değirmenim Terse Döndü Bu Sene
Bulgura Mı Yanam, Una Mı Yanam.
Yar Orada Kanser Olmuş Ben Burada Verem
Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam
Öyle Güzel Bulamam Ki Kusursuz
Seven Neşeliymiş Kendisi Mutsuz
Kendi Muratsızsa Bende Huzursuz
Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam
Sadık Yarim Deyip Beni Aldattı
Gözlerimden Kanlı Yaşlar Çağlattı
Kendi Yattı Bana Tohum Arattı
Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam
Kızıltuğ'um Dert Bürüdü Sinemi
Sevenler Gülmezmiş Gürcüm Öyle Mi
Sen Aslıyı Geçtiysen Bende Keremi
Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam
Karşıki Tarlanın Ekini Seyrek (U.H.)
Kaynak: Ali Kızıltuğ
Karşıki Tarlanın Ekini Seyrek
Yorulmuş Nazlı Yar Yardıma Gidek
Dedimki Sevdiğim Benim Olursan
Dediki Sevdiğim Barabar Gidek
Başına Bağlamış Oyalı Yazma
Yazmanın Etrafı Gülünen Dizme
Mevlayı Seversen Elinen Gezme
Elinen Gezersen Ar Gelir Bana
Yüce Dağ Başında Bir Kuru Dikme
Dikmenin Dibine Karanfil Ekme
Mevlayı Seversen Hışmınan Bakma
Hışmınan Bakarsan Zor Gelir Bana Mursal'dan Çıktım Hekme'ye Doğru (Barabar)
Mursal'dan Çıktım Hekme'ye Doğru
Bir Gelin Yavruma Çağrıyı Nenni Nenni Nenni
Dedim Bacım Nerelisin Dedi Mursal'lı
Yoldaş Olam Şu Yollarda Barabar
Barabar Barabar Barabar
Ölek Ölek Ölek Barabar
Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık
Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük
Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık
Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar
Oğlan Dedi Tanımam Ki Yazayım
Goyver Bacım Şu Dağları Gezeyim
Evliyisen Sennen Nasıl Gideyim
Ben Ayrıldım Garşı Yoldan Barabar
Barabar Barabar Barabar
Ölek Ölek Ölek Barabar
Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık
Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük
Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık
Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar
Gelin Dedi Şu Gediği Savuştur
Gorkiyim Allah Ali Nerdeyse Bana Kavuştur
Gardaş Oruyaca Beni Yolla Barabar
Barabar Barabar Barabar
Ölek Ölek Ölek Barabar
Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık
Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük
Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık
Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar
Oğlan Dedi Ki Ben Ölem Bacım
Ekin Değmiş Keçeye Dönmüş Saçı
İşte Ben Ali'yim Canımın İçi
Yol Üstünde Ağladırlar Ki Barabar
Barabar Barabar Barabar
Ölek Ölek Ölek Barabar
Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık
Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük
Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık
Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar
Dam Üstüne Çul Serer
Kaynak: Ali Kızıltuğ
Dam Üstüne Çul Serer Loyluda Yar,
Leylide Yar, Loy Loy Loy
Bilmem Bu Kimi Sever Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
Bunun Bir Sevdiği Var
Loyluda Yar, Leylide Yar, Loy Loy Loy
Günde On Çeşit Geyer Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
Onu Bana Verseler Loyluda Yar,
Leylide Yar, Loy Loy Loy
Cihana Bildirseler Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
Gitsem Yarin Yanına Loyluda Yar,
Leylide Yar, Loy Loy Loy
Sabahtan Öldürseler Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
Ağ Daşı Kaldırsalar Loyluda Yar,
Leylide Yar, Loy Loy Loy
Yılanı Öldürseler Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
Küçükten Yar Seveni Loyluda Yar,
Leylide Yar, Loy Loy Loy
Cennete Gönderseler Halelim
Nennide Kınalım Nennide,
Belalım Nennide Nenni
*Ali Kızıltuğ, Aşık Yoksuli'ye maledilen bu uzun havayı kendisinin daha önce okuduğunu ve bu eserin kendisine ait olduğunu belirtmiştir.
Çoruh’un üstüne setler çekilir
Bulanık suları durulur sanma
Gönlümüze şimdi hasret ekilir
Kökleri bir ömür sökülür sanma