Merhaba.Bu aralar Bir Kaç Sorun Oldugundan Yayina kaılamıyorum.Böyle Seslenıyorum Size. Öykü Umarım Begenirsiiz Hoşcakalın.
- yorum yapmak için giriş yapın ya da kayıt olun
Divriği Gençlik |
|
PEPUK KUŞU![]() Çar, 06/08/2008 - 19:29
Merhaba.Bu aralar Bir Kaç Sorun Oldugundan Yayina kaılamıyorum.Böyle Seslenıyorum Size. Öykü Umarım Begenirsiiz Hoşcakalın.
![]() Cum, 08/08/2008 - 09:38
Hiç duymamıştım. Ama, okuyunca çok etkilendm. Kültürü oluşturan özelliklerden, bu dramatik destan için teşekkürler Akın.
![]() Cum, 08/08/2008 - 22:43
ben bu hikayeyi daha öncede duymuştum ama sanki o kuşu YUSUFÇUK kuşu olarak hatırlıyorum.
![]() Paz, 10/08/2008 - 11:57
Merhaba Akın Öncelikle teşekkür ederim bu kültür mirasını yaşattığın için. Yani ben sanıyorum ki bu efsane kuşu Farsça, Hitnçe, Çince veya Japonca da konuşturmak gerek. Varol, hoşçakal. Y.Sadık YILMAZTÜRK
![]() Paz, 10/08/2008 - 14:34
"Öz" Anne olsa iki kardeşi acaba birbirine düşürürmüydü? kardeş kardeşine güvense acaba bu yanlışa düşermiydi? Zamanı AN'a çekerek iyice bir düşünmekte fayda olsa gerek. Sevgiyle,
|
PEPUK KUŞU
Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.
Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...
Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...
Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.
Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası o sinirle elindeki çapa ile kardeşinin kafasına vurarak öldürmüş. sonrada acep doğrumu söylüyordu diyede almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. .
Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.
Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.
Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
- Nahırla gelecek demiş.
Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
- Davarla gelecek.
Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.
Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni bir kuş yap dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“
Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, bir kuş olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.
(Zazaca)
“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”
(Kürtçe)
"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”
(Türkçe)
"Pepuu"
“Kekuu” (baba)
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”
Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, divriği ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... bu kuşu gördüm kuş gerçekten kafasının üstündeki tüy bir kırmızı kana bulanmış çapayı andırıyor Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.
Bize Yarınlar Hep Güzel Olacak Dediler, Peki Bugünler Dünlerin Yarınları Degilmi ''