Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi Savunması!

Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi Savunması!

Merhaba siyaset bölümüne tekrar yazmakdan gurur duyuyorum. Öncelikle ayrı kaldığım bu 9 aylık süre için yakınlaşmaya başladığım ve sempatimin giderek Arttıgı İbrahim Kaypakkaya düşencelerinden etkilendiğimi açıkca ifade edecegim. Bu süreçde yaşadığım ve tanıştığım insanlarla yaptığım değerlendirmeyle Türkiye siyasetine yeni bi bakış açısı kazandım diyebilirim.

Bu tahlil ve analizler türkiye gündemini yeniden degerlendirmeme yardımcı oldu.

Kaypakkaya org. mahkeme kararı ile yasaklandı :(
bu düşünceye set çeken faşist ideolojiyi kınamak gerekir. Sanırım Türkiye Cumhuriyetinin bi korkusu var . Zaten hep olmuştur..

Eee Tabi bize yasak sökmez diyerek :) ama gercekden de büyük zahmetlerle kaynaklarıma aldıgım Diyarbakır sıkıyöneyim mahkemesinde ki savunmasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabi legaldır bu savunma tıpkı denizleri ilahlaştıranın gümbür gümbür yayınladığı gibi.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 21 Nisan 1973 günü Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Savcılığı tarafından alınan ifadesidir

Gençlik mücadeleleri içinde
devrim yolunu seçtim“

Getirildiği görülen sanık İbrahim KAYPAKKAYA huzura alındı, hüviyet tesbitinden sonra suç konusu olay ve örgütsel ilişkiler hatırlatılarak sanıktan SORULDU: SANIK cevaben:
Ben yoksul bir ailenin çocuğu olarak, 6 yıllık Hasanoğlan İlköğretmen Okulu’nda yatılı okudum. Hasanoğlan’daki başarılı öğrenciliğim nedeniyle Yüksek Öğretmen Okulu’na gönderildim. Bir yıl hazırlık sınıfında okuduktan sonra İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne girmiş oldum.
Bundan sonra devrimci gençliğin demokratik ve devrimci eylemlerine katıldım ve devrimci düşüncemi geliştirdim. 1967 yılında 9 arkadaşımla birlikte Çapa Fikir Kulübünü kurduk. O dönemde FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu)nun ve TİP’in bir üyesi olarak, onların düzenlediği bütün toplantı, forum, miting ve gösterilere katıldım.
1968 yılında okulun gerici yönetimi tarafından önce muvakkat ve daha sonra da kati olarak uzaklaştırıldım. Buna karşı Danıştaydan yürütmenin durdurulması kararı almama rağmen okulun faşist idarecileri bu karara uymadı. Benim düşünce yapım, katılmış olduğum eylemler ve gençlik örgütündeki çalışmalarım, okuldan uzaklaştırılmamın başlıca nedenleri olarak gösterildi. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar katıldığım, NATO’ya Hayır ve Amerikan 6. Filosunu protesto eylemleri, Halk Aşıkları Gecesi düzenlemeye çalışmam, bazı bildirilerin dağıtılması ve işçi yürüyüşlerine katılmam öğrencilik sıfatıma zarar getiren hareketler olarak telakki edilmiştir. Oysa bunlar, yurdunu ve halkını seven herkesin, kendi inancı ve bilinci doğrultusunda sürdürmesi gereken ve kişisel sorumluluğu olan çalışmalardır.

TİP’in parlamentocu ve reformcu
çizgisine karşı mücadele

Gelişen zaman içinde FKF gençlik örgütünde bazı görüş ayrılıkları belirmişti. Bu bir bakıma, ilerleyen bilincin ve edinilen tecrübelerin doğal sonucuydu. FKF içinde beliren başlıca iki görüş: Birincisi, FKF yönetiminin öteden beri TİP’in parlamentocu ve reformcu görüşü. İkincisi, milli demokratik devrimi savunan aşamalı devrim tezi. Bu düşünceyi ilk zamanlar Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi, daha sonra da PDA ve İşçi-Köylü de savunmaya çalıştı. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi bazı olumsuz yanlarına rağmen, devrimci kadroların bilincinin ilerlemesine ve devrimci düşüncenin kavranmasına yardımcı oldu. Çünkü TİP ve yönetici kadrosu, devrimci kadrolar, işçiler ve köylüler arasında devrimci düşüncenin, Marksizm-Leninizmin yayılmasını engelliyorlardı. Ben, TİP’in yöneticilerini, kendilerinesosyalist adını veren reformcu orta burjuva aydınları olarak görüyorum. TİP’in çizgisi de, orta burjuvazinin radikal kesiminin tutarlı reformist çizgisiydi.
Ben bu ayrılıkta MDD (milli demokratik devrim)i savunan grup içerisinde yer aldım. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi çevresi, tam ve -kelimenin gerçek anlamında- devrimci mahiyette olmamakla birlikte, TİP’e göre, işçilerin, köylülerin, gençliğin ve diğer halk kitlelerinin demokratik ve devrimci anlamda eylemlerine biraz daha fazla ilgi göstermeye çalıştı.

İşçi ve yoksul köylü eylemlerine
katılıp destekledim

Daha sonra 1969 yılında FKF’nin DEV-GENÇ’e dönüştüğü kurultayda, DEV-GENÇ ve Aydınlık Sosyalist Dergi içinde de ayrılık oldu. Ben bu ayrılıkta Proleter Devrimci Aydınlık ve İşçi-Köylü dergi ve gazetesi çevresindeki arkadaşların grubunda yer aldım. Bu dergi ve gazetenin çıkışına, dağıtımına yardımcı olmaya, savunduğumuz görüşleri işçiler, köylüler ve gençlik içersinde yaymaya çalıştım. Yine bu arada Trakya’daki topraksız köylülerin, ellerinden toprağı jandarma gücüyle gaspetmiş büyük çiflik sahiplerinin topraklarını işgal etmesi eylemlerine, İstanbul’da Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalarındaki işçilerin haklı grev ve direnişlerine yardımcı olmak için elimden geleni yaptım. 15-16 Haziran büy&uum;k işçi yürüyüşüne katıldım ve fırsat buldukça da faşistlerin üniversitelere yaptığı saldırılara karşı savunma mücadelesi veren devrimci gençliğin bu mücadelesine ve diğer demokratik eylemlerine katkıda bulunmaya çalıştım.

Şahsımı ilgilendiren siyasi konuları aşan
sorulara yanıt vermem

Ben buraya kadar anlattığım şeyleri söylemekte bir sakınca görmüyorum. Bütün bunlar, o dönemdeki legal ve kanunen de suç olmayan faaliyetlerdi. Ben de, bir devrimci olarak bu faaliyetler içerisinde yukarda anlattığım çerçeve içerisinde yer aldım. Bu çalışmalarımı, Marksizm-Leninizme inanan bir komünist devrimcinin halkın kurtuluşu için yapması gerekli çalışmalar olduğu kadar, devrimci gençliğin örgütü DEV-GENÇ’in üyesi olan bir devrimci gencin halka ve gençliğe karşı sorumluluğunun gereği olarak da sürdürdüm. Ancak şahsımı ilgilendiren konular ve hakkımdaki isnatları taşan hususlardan gayri, gençlik örgütü ve çalıştığım devrimci gruplar içinde başkalarını etkileyebilecek bir beyanda bulunamam. Anlatmış olduğum şeyler, gençlik ve içinde bulundu&curre;um devrimci gruplar saflarında kendi çalışma ve düşüncelerimle ilgili bulunmaktadır. Başkaları hakkında beyanda bulunmayı, kişisel sorumluluk sahamı aşan bir hareket sayarım. Sıkıyönetim ilanına kadar faaliyetlerim bunlardı.
Örgütlü faaliyetlerim hakkında konuşmam
Sıkıyönetim ilanından hemen sonra ve özellikle İsrail Başkonsolosu Efraim ELROM’un öldürülmesi olayının arkasından şiddetlenen faşist baskılar ve bir yığın tutuklamalar sonunda birçok gençler ve aydınlar tutuklandılar. Hatta DEV-GENÇ içerisinden kayda değer bir faaliyeti olmayanların dahi yakalanıp tutuklanmaları karşısında, benim de aranıp yakalanacağımı tahmin ederek uzun bir süre gizlendim. Gizlendiğim yer ve bu devredeki ilişkilerim konusunda herhangi bir şey söylemeyi gereksiz buluyorum.
Kaçak bulunduğum dönemde ve tahminen 1972 Nisan ayı sonuna kadar elime ŞAFAK adlı dergi ve ŞAFAK yayınları geçmekte idi. Bu yayınları bana kimin nasıl getirdiği konusunda bir şey söylemeyi de gereksiz buluyorum. ŞAFAK dergisinde ve yayınlarında demokratik halk devrimi açısında katılmadığım bazı görüşler yer almakla birlikte, bir devrimci çalışmanın varlığından ve sürdürülüyor olmasından memnuniyet duydum. Daha sonra bu yayın organını çıkaran örgütle herhangi bir ilişki kurmaksızın, bulunduğum yerde kendi olanaklarımla ve kendi düşüncem doğrultusunda propaganda ve bilinçlendirme çalışmaları yaptım. ŞAFAK yayın organının, Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adlı bir örgüte ait olduğunu ve böyle bir örgütün varlığını bilmiyordum. Bunları daha sonraları, bu örgütle ilgili yakalama aberleri dolayısıyla radyo ve gazetelerden öğrendim. Ben, bu illegal örgütün yöneticisi olduğunu söylediğiniz Doğu PERİNÇEK ile sorgularınızda iddia ettiğiniz gibi bir ilişkide bulunmadım. Ve bana Doğu PERİNÇEK tarafından örgütsel veya başka bir görev verilmedi. Esasen Doğu PERİNÇEK’i de tanımam, sadece sıkıyönetimden önce adını duymuştum. Kendisini PDA’ya yazı yazan bir devimci olarak biliyordum. Sizin deyiminizle, ŞAFAK örgütünün illegal organizasyonuna katılmadım.
Bu devredeki çalışmalarımla ilgili herhangi bir şey söylemeyeceğim. Çalıştığımı söylememin şahsi sorumluluğum açısından yeterli olduğu görüşündeyim. Ben sormuş olduğunuz şekilde Malatya ve Tunceli bölgelerinde faaliyet göstermedim. Çalışma alanım buralar değildi ve neresi olduğunu söylemeyi de gereksiz buluyorum; neresi olmadığını belirtmeyi yeterli görüyorum.

Devrimci bir örgütün üyesi olmaktan büyük
bir kıvanç duyuyorum

Benim, bahsettiğiniz TİİKP adlı örgütle hiç bir bağıntısı olmayan kişisel nitelikteki faaliyetlerim, Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu saflarına katılmama kadar sürmüştür. Sonradan katıldığım bu örgütlere ne zaman katıldığımı hatırlamıyorum. Ve beni bu örgütlere kimin aldığını söylemeyi de gereksiz buluyorum. TKP/M-L ve ona bağlı TİKKO örgütlerinin kimler tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini bilmiyorum. Yalnız bu örgütlerin saflarına katıldığımı ve onların illegal üyesi ve taraflısı olduğumu saklamıyorum ve bu örgütlerin üyesi olmaktan büyük bir kıvanç duyuyorum.
Bu örgüt içerisindeki çalışma yöntemim ve örgütün kurtuluşuna esas olan düşünceler, bahsetmiş olduğunuz yazılarda geniş ölçüde yeralmaktadır. Mensup olduğum bu örgütlerin “ŞAFAK REVİZYONİZMİ TEZLERİNİN ELEŞTİRİSİ”, “TÜRKİYE’DE MİLLİ MESELE”, “TÜRKİYE’DE KEMALİST HAREKET, KEMALİST İKTİDAR DÖNEMİ, İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI VE 27 MAYIS HAREKETİ”, “BAŞKAN MAO’NUN KIZIL SİYASİ İKTİDAR ÖĞRETİSİNİ DOĞRU KAVRAYALIM” başlıklarını taşıyan ayrı ayrı, uzun ve örgütün görüşlerini yansıtan tezleri ve düşünceleri kabul ediyorum. Bu başlıklar altındaki yazılara benim de görüşlerim diye imzamı atmaya hazırım, fakat bu yazıların esas olarak kimin veya kimler tarafından kaleme alınmış olduğunu bilmiyorum.
Ben bu görüşler doğrultusunda devrimci mücadele vermek üzere 1973 Ocak ayı başlarında, faşist güçler tarafından şehit edilen yiğit arkadaşım Ali Haydar YILDIZ ile Tunceli’ye gelmiştim. Köylüleri devrim için, halk ihtilali için örgütlemek amacıyla köylere gitmiştik. Buradaki çalışmalarımız 24 Ocak 1973 günü, kalmış olduğumuz Vartinik mezrasındaki kömün basılmasına kadar sürdü. Bunlar dışında başka bir açıklamaya gerek görmüyorum.

“Bir gün sizin elinizden kurtulursam
gene aynı şekilde çalışacağım”

Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içersinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım” dedi. Başka bir diyeceği olmadığını söyledi ve birlikte tutulan işbu ifade zaptı, okunup imzalandı (21 Nisan 1973, TKP/M-L, TİKKO, TMLGB Davası, Klasör No 3, Dosya No 1, Sıra No. 4).
“Proletaryanın ideolojisini benimsemiş,
halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim”
“İbrahim KAYPAKKAYA’ya, iddia edilen suç konusu olay anlatıldı ve huzurdaki şahıs gösterilerek soruldu. Sanık, ‘ben burada gösterdiğiniz şahsı ve Hacı ÖZDOĞAN’ı tanımıyorum. Sizlerin iddia ettiği gibi bu şahıstan nüfus cüzdanı filan almış da değilim. Üzerimden çıkan ve burada gösterilen şahsa ait olduğunu söylediğiniz hüviyet cüzdanını Malatya’da buldum. Sıkıyönetimce arandığım için, hüviyetimi gizlemek amacıyla, bulduğum bu nüfus cüzdanına kendi fotoğrafımı yapıştırdım. Ben proletaryanın ideolojisini benimsemiş, halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim. Bir sınıf mücadelesi olan size karşı yürüttüğüm mücadelede böyle şeyleri doğal karşılıyorum. Karşımda bulunan ve üzerimde bulunan hüviyet cüzdanının kendisine ait olduğunu söylediğiniz şahsı tanımıyorum onun beni tanıyorum demesi, ya sizin işkence ve baskılarla zorlamanızdan, ya da yine aynı sebeple korkması dolayısıyla yalan söylemesinden ileri geliyor; bunun sebebini ben bilmem’ dedi.

“Halka zulmetmenin hesabı
er geç sorulacaktır”

Sanık İbrahim KAYPAKKAYA’ya huzurdaki diğer üç kişi gösterilerek, suç konusu olay izah edilip soruldu. Sanık, ‘ben, burada bana göstermiş olduğunuz üç köylüyü tanımıyorum ve bu kişilerle de hiç bir zaman hiç bir yerde karşılaşmış değilim; bu üç köylünün bana, baskından sonra yardım ettikleri iddianız da yalan ve uydurmadır. Ben, müsademe sırasında yaralanmış olduğum için ekmek dahi yiyemiyordum. Huzura getirilmiş olan bu üç köylü, benimle hiç bir ilişkileri olmadıkları halde, fiilsiz, sebepsiz ve haksız olarak buraya getirilmiş ve kendilerine baskı ve işkence ile gözdağı verilmek istenmiştir. Bu faşizmin bir zulüm örneğidir ve faşistlerden halka zulmetmenin hesabı er geç sorulacaktır’ dedi” (TKP/M-L, TİKKO, TMLGB Davası, Klasör No 3, Dosya No 4, Sıra No. 13/2


Merhaba

öncelikle şunu söylemek isterim.
İ.Kaypakkaya saygı duyulması gereken bir karakter. En azından beni fikirleri arkasından yıllarca koşturdu,başımı belaya soktu. Ha pişmanmıyım, tabiki de değilim. O hayatımın bir dönemiydi. Öyle yaşamam gerekiyordu. Yaşadım...

herneyse.
Ferhatcığım bu konuyu Ankarada da uzun uzadıya anlatmama rağmen pek iyi dinlememişsin gördüğüm kadarıyla. Şimdi söz uçar yazı kalır cümlesinden hareketle, sözlerimi tekrarlıyorum.

Ve 30 Ocak 2007 tarihli Parti Proğramı eleştirisi yazımı(aynı zamanda yayınevinden ihraç edilmeme neden olan yazı) aynen buraya aktarıyorum. Yararlı olması dileğiyle...

Marksizm ve beraberinde Maoizm, Materyalizm ve Diyalektik unsurları içinde barındırır ve gücünü bu tespitlerden alır. genelde doğa ve özelde fikirler her zaman bir değişim dönüşüm sarmalında ve çelişki yumağındadır.Her yeni şey farklı bir şeyle çelişkiye girer. objelerde bu noktadan doğar.

Maoizmin olmazsa olmazı "Yüz çiçek açsın, Bin fikir yarışsın" eylemine dayanır. Bu belki marksizmin gelişimine yönelik güzel bir adımdır. Çünkü bu gelişim, daha moderndir ve daha ilericidir. Keza marksizm bu tezden önce jakoben olabiliyordu. O yüzden bu tez ilericidir. Hareketin en çok anlam kazandığı nokta burasıdır.(Yüz çiçek yanyana açsın,bin fikir yarışsın)

Devrimciler ve demokratlar mutlaka kendilerini ileriye götürecek adımlar atmalı, proğramını da yeni dünya düzeni içinde geliştirmelidir. Sonuçta kapitalizm de kendisini yenilemektedir. Bizim en büyük hatamız burdadır. Proğramımızı 24 Nisan tezlerinden almaktayız. Ancak
24 Nisan tezleri 1973 Türkiye jeopolitiğini ve sosyo-ekonomik yapısını yansıtmaktadır. Bu bizim en büyük eksikliğimizdir. Bu işin bir diğer adı da gericilik ve statükoculuktur. Yani değişime ve yüz fikir yasasına yabancılaşmak, bizi kapitalizm karşısında geri bırakmaktadır.

Kaypakkaya nın da Seçme yazılar kitabında geçen Kızıl Siyasi İktidar öğretisi, günümüz siyasi anlayışına oldukça terstir ve geridir. Çünkü;

Kaypakkaya nın da belirttiği gibi Yarı sömürge-yarı feodal yapıdan bahsetmek asparagas hale gelmiştir. Kentleşmenin ekonomi-politiğinde Maoist bir anlayışı savunmak, bize zarardan çok zarar getirmekte, olan analara olmaktadır.

Putların olduğu yerde moderniteden bahsetmek akıldışıdır. Zira kaypakkaya parti için bir puttur. Hatta son zamanlarda Kaypakkaya nın fikirleri kaypakkaya manifestosu gibi bir isimle telaffuz edilerek komik duruma düşülmüştür.

Kaypakkaya nın kitabında geçen Kürecik köyü bölge Raporundaki şimdi ne durumdadır acaba? Kürecik 1972 den beri aynı Kürecik midir?
kesinikle hayır.
Kürecik Türkiye fodal yapısı için bir örneklemedir. Şimdiki durumu eski işlendiği dönemden oldukça uzaktır. Bu noktada Maoizm i bu noktada Türkiye jepolitiğine,beşeri ve demografik yapısına uyarlamak Don Kişotluk olacaktır. Zira demografik yapısı değişmiştir, çünkü köylerde yaşlı nüfus kalmıştır. Beşeri yapısı değişmiştir,çünkü tarım belli sanayi kuruluşlarının eline geçmiştir.

Halk savaşı için çelik gibi bir köylü sınıfına ihtiyaç vardır.

bu noktada sınıflarının tahlilinin yeniden yapılması gerekmekte, strateji ona göre belirlenmeli ama bunun adı kesinlikle Maoizm ışığında halk savaşı olmamalıdır.

Demokratik alana geçip daha legalize edilmiş bir kitle önderi parti yaratılmalıdır. Fikirleri özgür bırakmalı herkes en alt kademeden en üst kademeye kadar dinlenmeli fikirler alınmalı,tepeden inme kararlar yol gösterici olmamalıdır. Bu çok önemlidir. çünkü bizler yüz fikir yasasını savunuyoruz öyle değil mi?

Sosyalizmin asli unsuru elbette işçi sınıfıdır. Partinin stratejisi Burjuvazi tarafında "ti" ye alınmamaktadır. Burjuvaziyi korkutan işçi sınıfının kitlesel hareketleridir. Genel Grevlerdir. Çünkü marksizm de de temel iki sınıf burjuvazi ve proleterya, konu ise bu iki sınıf içindeki savaştır. Yani tez ve ant-tez in doğal savaşı. Sonuç bize göre Sosyalizm(sentez) olacaktır elbette. Ancak bizim partimizin bu stratejisi Marksizme herhangi bir şekilde yansımamakta, aksine köstek olmaktadır. Medya tarafından anında anti-propagandaya dönüşmekte ve bilinçsiz işçi kitleleri tarafından da kolayca yadsınmaktadır.

Acilen Sınıfların tahlili yeniden yapılmalıdır.

Oysa ki,Kapakkaya ya göre bir köylü devrimi hedef alınmaktadır. Köylerin durumu da az önce dediğim gibi ortadadır.Artı olarak çok önemli bir nokta da köylü sınıfının bir küçük burjuva olmasıdır. Beraberinde Türkiye Bir işçi ülkesi olma yolundadır. Çünkü Ekonomi Tröstleşmekte arkasında Orta ve küçük burjuvaziyi parçalamakta, sadece Komprador bir burjuva devleti ile Proleterya dan ibaret hale gelme yolunda önemli adımlar atılmaktadır.(Tüpraş ,Telekom,Erdemir;Petkim in özelleştirilmesi)
Bu da zaten Sosyalizmde bahsi geçen bunalım ortamının zemin hazırlayıcısıdır.

Planımızı ve kıblemizi işçi sınıfından yana legal bir örgütlenme perspektifine kanalize etmeli, kadroları bu konuya adapte etmeliyiz.

Kocali Kardelen yayıncık Basım ve Dağıtım Ltd. Şti. temsilciliği.

(yazının hepsini yazamadım, biraz kırptım)

Bu yazı yurtdışına kadar gitti geldi. Ama bizim Maocu Yüz fikircilerin kafa değişmedi sevgili Ferhat :)

öyle herşey kitaplardaki kahramanlık hikayeleri gibi değil. mantalitenin olmadığı bir fikrin peşindesin. Dikkatli ol.

dostlukla.

SANIĞI TANIYALIM:

Yaşadığı dönemin “DONKİŞOT” karakteri, zamanının Pir Sultan ABDAL’ı ,sömürü düzenine karşı durmuş bir yiğidi ,gerçek bir yurtsever,halkçı,anlaşılamamış yada anlaşılmak istenmemiş Halk kahramanlardan bir tanesi …

ADI:İbrahim KAYPAKKAYA

SUÇU: Ezilenlerin yanında olmak,emparyalizme karşı durmak
NATO’ya Hayır ve Amerikan 6. Filosunu protesto eylemlerine katılmak, Halk Aşıkları Gecesi düzenlemeye çalışmak, bazı bildirilerin dağıtılması ve işçi yürüyüşlerine katılmak .
aşamalı devrim tezini savunmak
Proleter Devrimci saflarında yer almak
işçilerin haklı grev ve direnişlerine yardımcı olmak için elinden geleni yapmak

SAVUNMASI:
Oysa bunlar, yurdunu ve halkını seven herkesin, kendi inancı ve bilinci doğrultusunda sürdürmesi gereken ve kişisel sorumluluğu olan çalışmalardı..
Bütün bunları ; halkın kurtuluşu için yapması gerekli çalışmalar olduğunu düşündüm. Halka ve gençliğe karşı sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye çalıştım…

Zamanının suçlusunun Adı, İbrahim KAYPAKKAYA idi. Ya şimdi; bizler acaba bu “suçu” yüklenmeye hazır olacak kadar yüreklimiyiz?Gerçek bir yurtsevermiyiz? Ülkemizin dört bir yanında cirit atanlara karşı (sadece işçi yada köylü değil )ezilen sömürülen tüm kesimler olarak ,alnının teriyle namusuyla çalışanlar olarak sorumluluğumuzun ne kadarını yerine getireceğiz?Öz Yurdumuzda parya olmaya şamar oğlanı olmaya razımıyız?Zulme karşı mazlumun yanındamıyız? Amerikan emperyalizmine de ,Rus Emperyalizmine de ,Çin Emperyalizmine de HAYIR diyebiliyormuyuz? Dünyanın tüm mazlumları birleşmelimiyiz yoksa Fillerin tepişmesinde karınca gibi ezilmeye razımıyız?

Merdan Haklısın sınıf analizine ihtiyaç vardır ama eldeki tahlillerin en iyisi de kaypakkaya'ya aitdir. Senin o yazında geçenlere katılınabilinir. Ancak bu merkez komitede olup biten senin benim elimde degildir ki :)

Canan abla İbrahim Kaypakkaya'ya hangi açıdan baktın :) he Yaşasın Cumhuriyet penceresinden baktıysan :))))))),
Kemalist penceredense :))))))
kısaca güldüm :)
Aslında yazcam da site zan aldında kalır :) neyse susalım bare :)

Bu bakış Gönül penceresinden BİR bakıştır Sevgili Ferhat;

Ve O Gönülde sınıf ayrımı asla yoktur...Ayrım yapanlar,birbirleri üzerinde üstünlük kurmaya çalışanlar sadece zalim rolünü üstlenenlerdir.Ki Onlar kendinden habersiz dolaşan canlı görünüşlü gaflet içindeki ölülerdir...