ALEVİ- BEKTAŞİ İNANÇLARINA GÖRE KADININ YERİ

ibrahim Aksoy
ibrahim Aksoy's picture

Aleviliğin kadın ve erkek arasında bir ayrıma gitmeyip onu farklı bir kategoride değerlendirmesini tasavvufa borçludur. Alevi inancında tasavvufun ilk dönemlerinde olduğu gibi insanlar cinsiyetine göre değil, inançta kat ettiği yola göre değerlendirilir.

ALEVİ- BEKTAŞİ İNANÇLARI İLE RİTÜLLERİNDE

KADININ YERİ VE GÜNÜMÜZDEKİ ANLAMI

Her din, kendine has yaklaşımla dünya ve ahirete ilişkin farklı yorumlar getirmişlerdir. İnançların bu farklı yorumlayışları kendi cemaati içindeki bireylere bakışı ve dini hiyerarşiye de yansımıştır. Dinler inananları ya cinsiyetlerine göre ayırıp, bireylerin konumunu buna göre belirlemekte; ya da batını bir yorumlayışla, onların zaten Tanrı katında cinsiyetsiz olduğundan hareketle onların bilgi ve becerileri doğrultusunda görevlendirme yapmaktadır.

Bu sadece dinden dine farklılık göstermeyip, bazen aynı dinin farklı yorumlarında bile birbirinin tersine uygulamalara şahit olunmaktadır. Bunun en ilginç örneğini günümüz Türkiyesi’nde Alevi ve Sünni inancın yapılanışında görmek mümkündür. Ortodoks Sünni inancın temel yaklaşımlarına göre cinsiyet ayrımı oldukça belirgin iken, bu durum Alevilikte farklılık arz etmektedir. Alevi inancı, cemaatin bireylerini cinsiyetine göre değil, onların niteliklerine göre değerlendirip, dini hiyerarşi içindeki statüsü buna göre belirlenmektedir.

Alevi inancında, cemaate bağlı insanlar “Can”[1] kavramıyla tanımlanır. “Can” kavramında herhangi bir cinsiyet iması bulunmaz. Yani burada kast edilen bedenin içindeki ruhtur. İnsan bedeni ise “ten” olarak tanımlanıp o ruhun dışındaki elbisedir. Ruh bedenden çıktığı zaman insandaki canlılık yok olur. “Ölürse ten ölür canlar ölesi değil” derken, Alevi inancında “tenin, canın elbisesi olarak algılandığını göstermektedir. Bu anlamda dünyevi olan ten olup, onda cinsel görünümler bulunmasına rağmen, can ise hak katına gidip gelen ruh yani can cinsiyetsiz bir varlıktır. Tanrı’nın karşısında insanlar kadın ya da erkek değil can olarak bulunmaktadırlar.

Alevilik için esas olan zahiri görüntü değil, batini iç görüntü olduğuna göre, asıl olan candır. Ehli Haklardan Murtazaoğlu’nun dizelerindeki “Gerçek Alem-i manada olmaz cinsi tain eylemek ..Cümle vahid ruh olup “ derken anlattığı bu inançtır. Yukarıda can ve kavramı çerçevesinde açıklandığı gibi inanca göre talipler ibdet esnasında cinsi özeliklerinden sıyrılmış olarak düşünülür. Bu örnekler bizlere inancın kendini belli bir cinsiyete göre konumlandırmadığını göstermektedir.

Aleviliğin kadın ve erkek arasında bir ayrıma gitmeyip onu farklı bir kategoride değerlendirmesini tasavvufa borçludur. Alevi inancında tasavvufun ilk dönemlerinde olduğu gibi insanlar cinsiyetine göre değil, inançta kat ettiği yola göre değerlendirilir. Eğer kişi bilgisi ve yaşantısı ile inanç içerisinde ilerlemiş ise, ister kadın ister erkek olsun o sıradan insanlardan daha üst seviyededir. Bilgi ve yaşantısı ile belirli bir olgunluk seviyesine ulaştığında artık o kadın değil “erdir”. Bilindiği gibi tasavvufta erlik erkeklik anlamına gelmeyip bilgi ve yaşantısı ile inançta belirli bir yol kat edenlerin geldiği bir makamdır.

Alevi inancına göre her olgunluk seviyesine gelenin cinsiyetine bakılmadan en üst makama kadar gelebildiğinin bir başka örneği kırklar arasında kadınların da bulunmasında kendini göstermektedir. Alevi inancı içerisinde en önemli üst makam “Kırklardır.” Orda her şey gizlilikten çıkar, gerçeğe dönüşür. Burada Hz. Ali postun sahibi Hz. Muhammet ise oradaki sıradan üyeler arasında bir kişilik olarak tanıtılır. Orada hiçbir ayrım olmayıp Hz. Peygamber de dahil herkes eşit olup, orada hepsi birbiri ile kardeş olmuşlardır.”[2]

Alevi inancına göre Kırklar arasında yalnız erkekler değil, kadınlar da bulunmaktadır. Bunlardan 23 erkek 17 kadın olup, bunlar arasında Fatma Ana de vardır.[3] Bu inanç cemdeki süpürgecinin okuduğu “biz üç bacıydık Kırklar meydanında süpürgeciydik” diye okunan Gülbankta kendini gösterir. Kırkların içindeki kadın sayısı bazen üç bazı inançlara göre 17 olarak verilirken, bazen de “kırk ince belli kız olabildiği kimi şiirlerde görülmektedir.[4]

Bütün tasavvuf gruplarında özelikle Aleviler arasında yolun başı (Ocak) olarak Fatma Ana ayrı bir yer tutar. Birçok Mutasavvuf’un kabul ettiği gibi, ilk “Kutbun” Sufi cemaatin manevi liderinin Hz. Fatma olduğu[5] kabul edilmektedir. Hz. Fatma, bizzat Peygamber tarafından ilan edilen manevi yüceliği kanıtlanmış onun kutsal soyundan gelen trajik kahramanların annesidir.[6] O, 12 İmamı Hz. Peygamber’e dayandıran tek ulu şahsiyettir. Alevi varoluş mitolojisine göre; Allah önce başında tacı, belinde kuşağı, kulaklarında küpeleriyle Hz. Fatıma Anamızı yaratmıştır.

İnanca göre, Hz. Fatıma’nın başındaki taç babası Hz. Muhamed’i, belindeki kemer kocası Hz. Ali’yi, kulaklarındaki küpeler oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i ışık olarak simgelemektedir. [7] Aleviler arasında kabul edilen 5’ler 7’ler arasında Fatma Ana da yer almaktadır. Yine kadın tasavvuf ehlinin kendisine örnek olarak Hz. Ali’nin karısı Fatma’yı alması bu konuda oldukça dikkat çekicidir.

Birçok Alevi tekkesinde ya da dini mekânlarda bulunan ocakların birçoğunun adının Fatma Ana Ocağı olduğu görülür. Aleviler için çok önemli bir yer olan Eskişehir Seyit Gazideki Şucattin Tekkesi’ndeki ocak “Fatma ana” nın adyıyla anılmaktadır. Kimi dergâh ve tekkelerdeki ocağın Fatma Ana ile özdeşleştirilmesi bir anlamda yolun birleştirici ve kökeninin Fatma Ana’ya dayandığının sembolik anlatımı olmalıdır”[8] Malatya yöresindeki Çerağ uyarmanın kadınlarca yapılmasının anlamı bu durumla ilgili olmalıdır. Kadınlar bir anlamda Fatma Ana’nın yaşayan temsilcileri olarak görülür. Bu inanç “Bu yol ayardır halis bir bacı, Fatma’dan urunmuş takınmış tacı” dizeleriyle dile getirilir.

Alevi inancındaki cinsler arasında ayrım gözetmeyen yaklaşım nedeniyle ibadet esnasında kadın erkek birlikte olunmuştur. Bu nedenle Alevi geleneginin önemli simalarından Ahmet Yasevinin ve Seyyid Ebu’l-Vefa Bağdadi’nin kadın erkek karışık müritleri ile birlikte ayinler yaptığı bilinmektedir. Yine, Baba İlyas’ın Amasya’daki Çat Köyü’ne yerleşmesinden sonra kadınlı erkekli müritleri bulunmakta olup “bunların birbirlerine karşı asla nefis lezzeti duymadıkları, bir arada bulundukları halde birbirlerinin kadın mı erkek mi olduklarının farkına varmadıkları” ifade edilmektedir.

KAYNAK VE DAHA DETAYLI BİLGİ:www.alevi.com