İNSAN-I KÂMIL

İNSAN-I KÂMIL

İnsan-ı Kamil, varlığın tekamülde vardığı zirveyi işaret eder. O, tüm varlığın bir özeti, küçük bir Model’idir. Başka bir deyişle mikro kozmos veya Tasavvuftaki adıyla Âlem-i Sugra’dır. İnsan-ı Kamil’in varlığının sebebi nedir? Çünkü Yaratıcı “Gizli bir hazine idi bilinmek istedi.” Ancak bu hazinenin doğrudan kavranması, yani bilinmesi insan ihatasının dışındadır. O sonsuz bir büyüklük, akıl almaz sırlar demektir. Öyleyse bu sonsuzluğu, bu kavranılamazlığı kavranılır hale getirmek için onu kavranılamaz ölçekten kavranılır bir ölçeğe indirmek gerekiyordu. İşte Mikro Kozmos yani İnsan-ı Kamil bu ihtiyacın ete kemiğe bürünmüş ifadesidir. Eğer İnsanı Kamil olmazsa varlığın sırrı anlaşılamaz.

Öyleyse sırrı “anlamanın” yolu İnsan-ı Kamil’i “anlamaktan” geçiyor. Nitekim Hacı Bektaşi Veli “Okunacak en büyük kitap insandır” derken sıradan bir insanı değil, İnsan-ı Kamil-i kasteder.

Süluk denilen “Mekteb-i Uşşak’ın” amacı anlayış yoluyla özgürleşmektir. İnsan-ı Kamil’i anlamayan özgürleşemez, toplumun koyduğu ve insanı esir eden sahte değer yargılarından kurtulamaz. Ve özgürleşmemiş insan sırrı “anlayamaz.” Yani “adam” gelir “adam” gider.

Her insan “adamlıktan” adem olma mertebesine ulaşma potansiyeli ile doğar. Nasıl ki bir elma ağacı veya basit bir bitki kendindeki vasıfları sonuna kadar gerçekleştirme çabasını gösterirse insanın da insan olma potansiyelini sonuna kadar geliştirme çabası içinde olması onun bu dünyaya geliş nedenidir, borcudur. Bu borcun ödenmesinde İnsan-ı Kamil’i anlama çabasına düşmek temel adımdır.

“Dünya’ya bir ışık gerek. Bu ışığın aydınlığı; insanlığın olması lazım gelen tamlığını ve mutlak hürriyetini, aşkını ve sevgisini gösterecek. Bu; güneşten daha parlak, daha sıcak, daha hayat verici ve mutlak “SÂF ÂLEMİ”ne kavuşturucu kudrette olmak gerek. Yaratıcı, bunu da esirgememiş ve daima insanlığı bundan yoksun bırakmamış, “model” insanlar göndermiştir. O modelin, onun parlaklığını görmek, sıcaklığını duymak, aşkına ermek, sevgisine kavuşmak mutluluğuna varanlar , “İNSAN-I KAMİL” olduğunu görür.”(1)

Hz. Mevlana varlığın ışığı olan İnsan-ı Kamil’i bakın nasıl tanımlıyor:

“Bütün zıtları bir potaya koyar eritir. Ne küfürle mukayyettir ne imanla. Ne dine bağlanmıştır ne mezhebe. Fakat uzlaştırıcı bir tabiatla zâhiri de korur. İşlerini ve sözlerini inceleyen, hakkında tam bir kesin hükme varacakken, bu hükme büsbütün aykırı bir işine, başka bir sözüne rastlar. Yine de her işi Yerindedir. Her sözü kime söyleniyorsa onun haline ve derecesine uygundur. Zıtları birleştirmekle tanrılığını gösterir; kullukla efendiliğini izhâr eder. Fakat renksizlik âlemini yurt edinmiştir, şekilsizlik şeklini benimsemiştir. Aktığı yerin rengini alır, geçtiği arkın şeklini gösterir. Yatağını da kendi kazar, geçidini de kendi yapar.”