Duyuruİnternet ortamının güvensizliğinden bir nebze olsa üyelerimizi korumak için sitemize üyeliği davetiye ile yapmaya karar verdik.

Bu konuda katı davranmamak istiyoruz, tüm Divriği'lilerin sitemiz aracılığı ile birbirine kavuşmasını istiyoruz, bu sebeple sitemizin "Ana menü"sündeki "iletişim" linkini tıklayarak bize adınızı, soyadınızı ve köyünüzü ulaştırarak davetiye alabilirsiniz.

divrigigenclik.com ekibi

BİR ŞEY ÖĞRET BANA

BİR ŞEY ÖĞRET BANA

Bir şey öğret bana ve sakın durma bir an bile vakit kaybetme öğretmek için. Ben sadık bir öğrenciyim bunu bilerek yaklaş bilgisiz olan muhtaç yanıma.

Meselâ; öğrenciliği öğret ilk olarak. Bir ömür boyu öğrenci kalabilmeyi öğret. Önce bir harfi okut ve sonrada “oku” de hemen peşi sıra. Öğrenciliğin ne demek olduğunu seni izleyerek öğreneyim, kusursuz ve noksansız bir öğrenci ol bana. Öğretmenliğinin ilk adımlarında bana ait olan yanlarımı ancak böyle sunabilirsin belki. Bunu ancak sen bilebilirsin yeterki öğret en öğrenci olan yanınla.

Öğretmelisin her şeyi bana hem de sürekli olarak; kaçmadan, gizlenmeden. Bilgiye aç olarak bekliyorum vereceklerini. Gözlerinin içine masumca bakan bir bebek gibiyim. Dikkatle bakıyorum bir anını bile kaçırmadan gözlerinin en ışıldayan noktasına. Sözlerinin derin manalı hikmetlerini duyup hemen kaybolmak üzere bekliyorum dudaklarından dökülecek şarabın serhoş narasını. O zaman meselâ; derinlere dalmanın dalgıçlığını öğret. Mana deryasının diplerinden inci, mercan çıkarmayı ispat et bana. Öğret diplerin rengini ve sonsuzluğunu, dalgaların sığlığını değil ama...

Eğer bıktığımı ya da usandığımı düşünürsen sabırlı direncim yanıltır seni. Onun için kavgayı öğret bana. Kırmanın, dökmenin, ağzı dolu küfür etmenin, kan dökücü kurnaz kuvvetinin ve hainliğinin fitnelerini değil. Bunların hepsini bir nefeste toz duman uçuran, en güçlü savaşçın olan barışın dirençli kavgasını öğret. Öğretki hep yüzüm gülsün yaratılan her bir cana ve gönlüm daima sonsuz bir kardeşliğe kapısını gece gündüz açık bıraksın. Kendinden eminliğinin erdemli kuvvetini ve uyanıklığını bilginin gücünden alsın. Bu yüzden işte en büyük kavgayı öğret bana. Kendi nefsimin kavgasındaki ayak oyunlarını öğret. Öğretmelisin mecbursun buna öğrenci olduysam eğer sana...

Bir şey daha öğret meselâ; cahil olmanın derin erdemini, hiçliğin dayanılmaz o gül kokulu hafifliğini. Böylece teorileri ezberden okumayı değil yaşanmışlığın emanet olan yanını teslim etmeyi öğret gerçek sahibine. O zaman afrikadaki aç kalmış bir çocuğun sıtmadan şişmiş karnı olabilirim belki. Ya da susuz kalan, sineklerin yediği çatlak dudakları olabilirim; su yerine otlayan hayvanların idrarını içmek için. İğrenmem, tiksinmem bundan sadık bir öğrenci olarak. Bu yüzden demiştim işte sana kitaplarımı ahşap raflarına tozlanması için bırakma fikrimi. Yaşamı öğretmek için ezberden okunan bilgilerin cahili olarak ölüp gitmemi anlatma, öğret bana. Yani cahil olarak yaşat beni, öğreteceğin bilginin içinde kaybederek. Tut elimden ama bırakma sakın...

Bunların hepsinden sonra bile öğrencilerinin en kötüsü olabilmenin sorumluluğunu yükle sırtıma. En ağır ve zorlu problemlerin sınavlarına çek beni ve cevabım her ne olursa olsun hemen ver “sıfır” notunu bana. Cevabıma dair değer verdiğin o sıfırın sonsuzluğuna açılan dar kapıdan geçmeyi böylece öğretebilirsin belki de bana. Sonsuzluğa atacağım ilk adımı bütün cevaplarımın içindeki değere böylece gizle ve ilk adımlarımı her cevabın açılan kapısına bu basamaklardan atabileyim.

Bir de çok önemli olan bir şey daha var benim için. Yanlış yol ve yordamların kırılgan gönüllerini şefkatle yapıştırmayı, onarmayı da öğret. Yapıştırıcı ve birleştirici olan kimyanın gizlediğin aşk denkleminin sırrını ver bana. Elimi sürdüğüm her gönül ve her akıl bırakmasın elimi sırrını öğrettiğin bir şeyin kimyasından sebep sanarak.

Sürekli diyorum ya sana “bir şey” diye işte o “bir şey” demek ne demekse “o bir şey” in zamanın kırılmasındaki gerçekliğini öğret. Zamanın aynı suyun içinde kırılan bir ışık hüzmesi gibi aslında hiç kırılmadığını “mutlaklık” olarak ispat et. Zamanın en durağan yerinden kırılsın görüntüler ama zamanın mutlaklığı ile ayar et beni. Geç kalmış olmadan uyanayım seherdeki kervanın yolculuğuna. Kervan diye sen söylemiştin bana.Götür zamanın kırık sanılan döngüsünde yolculuk eden kervanınla dosdoğru güneşe olan bir yolculuğa...

Meselâ demem artık bu son sözden sonra. Fakat her anım ve ruhumun her hücresi fedadır hakikatin aşk dolu yanına. Sen bunu biliyorsun çünkü secde kılmışken dizlerinin önünde verdiğin değerli armağının için her zamanki gibi suskundun. Yüzünü gizlemiştin ama gülümsüyordun sağ yanıma doğru. Çok söze ne gerek? Bilginin yaşamsallığında gizlenmiş “bir şeyliğinde” çok konuşmanın gereksizliğini zaten öğretmiştin. Şimdi de susmayı öğret. Suskunluğu dinlemeyi öğret...

Öğret bana bir şey daha... Suskun ol ama sakın susma...

İsmail METİN (derdimend)

güldenterazi's picture

Cvp:

Bana
bir h a r f
öğretenin kırk yıl
kölesi olurum.(Hz. Ali)

serSERİ's picture

Cvp: Cvp:

SeRSeRi/Ce
Merhaba İsmail abi,
tek kelimeyle mükemmel.
Yazılarını her okuduğumda ufkuma yenilikler katıyorsun İsmail abi, teşekkürler.

Canan's picture

Cvp: BİR ŞEY ÖĞRET BANA

Merhaba

Size birşey öğretmek haddimiz değil sevgili üstadımız, ancak gülümsetebiliriz belki fakirce...

Şu sıfır var ya hani,
Ben benliğimle layık değilim o sıfıra
Sen senliğinle layık değilsin o sıfıra
Ama Şu -O-var ya -O- suskun gülümseyen
İşte O sıfırın gerçek sahibi...
Zaten ne kadar da sıfıra benziyor değil mi görüntü olarak ta:))))

Sonsuza kadar sıfır kalacak O :))))

Saygılarımla

merdan's picture

Cvp: Cvp: BİR ŞEY ÖĞRET BANA

cahilim ben bu dünyada.

Sadık's picture

Cvp: Cvp: Cvp: BİR ŞEY ÖĞRET BANA

Merhaba,

Dert ehli güzel dost...

AŞK OLSUN!

Eyvallah.

“...Böylece teorileri ezberden okumayı değil yaşanmışlığın emanet olan yanını teslim etmeyi öğret gerçek sahibine. O zaman afrikadaki aç kalmış bir çocuğun sıtmadan şişmiş karnı olabilirim belki. Ya da susuz kalan, sineklerin yediği çatlak dudakları olabilirim; su yerine otlayan hayvanların idrarını içmek için. İğrenmem, tiksinmem bundan sadık bir öğrenci olarak. Bu yüzden demiştim işte sana kitaplarımı ahşap raflarına tozlanması için bırakma fikrimi. Yaşamı öğretmek için ezberden okunan bilgilerin cahili olarak ölüp gitmemi anlatma, öğret bana. Yani cahil olarak yaşat beni, öğreteceğin bilginin içinde kaybederek.
...”

Hoşçakalın

Y.Sadık YILMAZTÜRK

Site İstatistikleri

  • Site Gösterimi:7,253
  • Tek Ziyaretçi:1,110
  • Kayıtlı Kullanıcı:649
  • Yayınlanmış İçerik:2,116
  • IP numaran:38.103.63.61
  • İstatistik Başlangıcı:29 Ağustos 2008