TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KAHRAMAN MEHMETÇİKLERİNE SAYGI VE HÜZÜN
Canımızın, kanımızın, namusumuzun yılmaz bekçileri olan kahraman Mehmetçiklerimizi bir kere daha albayrağımız içinde görecek olmaktan son derece üzüntülüyüm. Fakat bir o kadar da gurur dolu olarak görüyorumki Atatürk’ümüzün bizlere emanet ettiği cennet vatanımız için halâ yiğit ve korkusuz canlar sevgi dolu olarak verilmekte. İnsan olmaklığın erdemini yaşayanlar için hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak bir şekilde saygıyı, hürmeti hak etmekteler. O şehitlerin ölümsüz varlıkları Çanakkalenin, Kurtuluş Savaşının gerçek kahramanlarıyla huzur dolu olarak buluştular. Onlar gerçek bir ölümsüz ve kahraman oldular. Biz geride kalanlar onlar kadar olamadık belki. Türkiye Cumhuriyetinin kıt kanaat verdiği asker botlarına bulaşan, şehit kanıyla ıslattıkları vatan toprağının zerresi bile olsak ne mutlu bize.
Bu konuyla ilgili yazılacak çok şey vardı benim için. Geceyarısından başlayarak yazdım, yazdım. Fakat bir türlü tükenmek bilmedi yazdıklarım. Hepsini bir kenara bırakıp yeniden bu yazıya koyuldum sabaha kadar. Çok söze ne gerek diye düşündüm sonra. Bu kahraman şehitlerin kanından daha anlamlı ne yazılabilirki bu vatan için. Türkiye Cumhuriyeti için...
Bölücülüğün ya da ırkçılığın tarifi için tarihi gerçekleri kendine yontarak anlatmaya, konuların çarpıtılmasına ne gerek? Bize Atatürk’ün “Misakı Millisi” yeterli değil mi zaten? Yeterli değilse yeniden “Sevr Anlaşmasına” ne gerek? İngiliz ya da Amerikalı adı ne olursa olsun “satılmışlık, kalleşlik, hainlik” her dilde erdemsizliktir. Vatanına ihanet eden kim olursa olsun hakikat diyarındaki ismi de dünyadaki ismi de “hain”dir. Yani mertlikten kaçan, barışçı ve demokratik mücadeleyi vermekten yoksun olarak kalleşçe pusular kuran, kan döken kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin kanunlarına uygun olan yaptırımı haketmiştir. Bu eğer kendi askerine, polisine mermi atmak ise karşılığı doğal olarak mermidir, pişmanlık ve teslimiyet ise kanunlarda hakettiği cezası kadardır. Bütün sistemler kendi yapısını korur ve yaptırımı kanuna uygunluk taşımalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin bütün kanunları her türlü yaptırım için yeterlidir.
Türkiye Cumhuriyetindeki “Türklük” anlayışının tarifi bizzat Atatürk tarafından şöyle yapılmıştır :
“- Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında yaşayan ve ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyen herkes Türk’tür” . Böylece “milliyetçilik” tarifi de eşsiz bir birleştiricilik tarifi altına alınmıştır. Bundan daha anlamlı bir tanım ırkçılara nasip değildir.
Çok özel detaylara girmeden somut olan bir kaç noktayı yazmayı gerekli buluyorum :
* Türkiye’de yirmi altı etnik köken mevcuttur ve hepsi de demokratik haklarını kullanma ehliyetine sahiptir. Bu etnik gruplara mahsus olarak bir çok değerli bürokrat, siyasetçi, asker, polis, zengin işadamları ve hatta mafya babaları, çeteleri, aşiret ağaları, beyleri bile içlerinden çıkmıştır.
* Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan oyunlar son dönemlerde hız kazanarak devam etmektedir. Çok evvelden beri varlığı bilinmekle birlikte özellikle son yıllarda ortaya çıkan “enerji kaynaklarını kontrol etme” biraz daha ilerleyecek zamanda ise “su kaynakları” konularıyla ilgili bu oyunlar devam etmektedir. Bu süreçte yapılacak tek işlem “maşa” kullanarak elini Anadolu yurdundaki ateşe sokma çalışmalarıdır. Fakat Anadolunun bağrında yanan ateş hem maşayı ve hem de onu tutan elleri eritecek güçtedir. Bunu Türk milletinin asırlardır süren “esaretsiz” yaşamı zaten çok açık ispat etmektedir.
* Türkiye Cumhuriyetinin batısında yer alan bir çok köyde ve yerleşimlerde de yol, okul, sağlık ocağı gibi temel hizmetler aksamaktadır. Bu ülkemizin kısıtlı bütçe imkanlarından kaynaklanmaktadır. Fakat kümes denemeyecek evlerde yaşayan Samsun’daki bir köy evindeki kişi ya da köylüler ormandan ekmeğini çıkarmaya devam etmektedir. Kesinlikle devletine, bayrağına, ülkesinin değerlerine yeni bir bayrak açarak saldırmamaktadır. Çünkü bu vatan için canlarını verenlerin çalışkan evlatlarıdır bu masumlar. Onlarda bu anlamda ezilmektedirler fakat kimse onları duymayacaktır belkide “ezilen halklar” sınıfında olsalar bile. Sessizler fakat devletten korktukları için değil, devletlerini, bayraklarını sevdikleri için.
* Cumhuriyet tarihinin bu mahrum doğu-güneydoğu bölgesine verdikleri verginin binlerce kat üzerinde olarak son 20 yıldır en yüklü yatırımlar yapıldığı ödeme rakamlarıyla kesin olmakla birlikte bu yüklü yatırımların kaynakları yine bu bölge halkının ağalarının, beylerinin kasalarına girmektedir. Çünkü sermaye sahibi, iş sahibi bu türden kişilerdir. Ve özgürlük arzu eden ezilen halk daha kendi başındaki ağasını, aşiret ileri gelenini halletmeden, halletmek bir yana önünde bin bir övgülerle el etek öptüğü bu kişilerden kurtulmayı istemeden, beceremeden koca bir devletin yıkımına göz kestirmektedir. Ve trilyonları kazanan ağalarını, aşiretlerini benimseyenler onların köylerine bir kuruş yardım etmemesine rağmen yolunu yapan iş makinalarını yakarak devlete isyan mektubu yollamaktadır. Çok yaman bir çelişkidir bu seçenek.
* “Peygamber ocağıdır” denir Anadoluda Mehmetçiğin kışlasına. Ona kurşun sıkanın mermisi ise Amerikanın, İngilizin parasıyla alınmış bir Rus silahıdır. Maksat ise halâ “Ararat” hayali kuran bir Ermenistan yaratmaktır. Askere gidene vatanına kurban olsun diye ellerine kına yakılır ve dualarla gönderilir askere her Mehmetçik. Anası babası dahil herkes razılık verir albayrağın hakkı için. Hiç bir hanenin kapısı çalınıp “10 yaşlarındaki çocuklar ya terör örgütüne para yardımı ya da asker” denilerek zoraki çalınıp götürülmez anaların kucağından. Çünkü bir kayanın arkasında pusu kuran AK 47 Kaleşnikof silahından çıkan her mermi bir şehit demektir o kalleşlikte. Ve onu atan minik parmağı gece karanlığında seçemez en keskin göz bile. Onu gerilla (!) yapanlar katili olur hem Mehmetçiğin ve hem de ana kuzusu zoraki gerilla yapılmış masum bir çocuğun.
* ASALA Ermeni terör örgütü bittikten sonra yaklaşık 5.000 yetişmiş teröristi gökyüzüne uçmamış ya da masum bir işe girip aile babası olmamıştır. 1983 yılıyla kesilen Asala hareketi postunu bir başka yılan kılıfıyla değiştirerek işine hala devam etmektedir. Terör örgütü sadece Kürtlerden değil özellikle Ermeni ve Süryani olan kişilerden de oluşmaktadır. Bu birliktelikte amacın sadece “Kürdistan” değil “Ermenistan” oluşumunu zaten açıklamaktadır. Mevcut hayali haritaları da bunu açıkça göstermektedir. O zaman oradaki kürt asıllıların ne olacağını tahmin etmek ise eski tarihi süreci kısaca incelediğinizde bile çok açıktır.
* Asker ya da polislerden bir şekilde ele geçirilenlerin başına gelen işkence ve tecavüz video görüntüleri sunulamaz topluma çok doğal olarak. Bir askerin boyunun uzunluğu iki metreyi geçtiğini hangi gazete yazabilir, hangi gönül buna razı olur? Neden peki? Çünkü gördüğü işkencede vücudunda kırılacak bir tek kemik bırakılmamıştır. Ya da yardım istemek bahanesiyle feryat ederek kendisine yaklaşan yaşlı, çarşaflı bir kadın ve genç erkeğe yardım etmek için koşan bir askere çarşaf altından çıkan AK 47 lerden kan kusan bir kalleşlik hangi tarife sığar? Halbuki o askerin yemini değildir katliam, işkence ya da zorbalık sadece “vatanın namusunu ve şerefini korumaktır” şehadet için aldığı görev. Bir de mayınlar varki ezilen halkların masum bebeklerinin ayaklarında da patlar askerinkinde de. Onu döşeyen kanlı eller için önemi yoktur hiç bir canın. Ya da Ankara da Ulusta patlasa da bir bomba bu “sadece bir eylemdir” isyancının kalın kafası için. Masumlar umuru değilse kalpsizin, kalleşliğin cehennemine odun atılır oraya önünde sonunda varacak hainler için.
* Atatürk yıllar süren kahramanlıklar dolu olarak verdiği kurtuluş mücadelesinin sonucunda : “Haini bol milletiz vesselam” demiştir. Bunu duymuş olsa gerek İngiliz ve müttefik ülkelerin temsilcileri de Lozan Anlaşması sonucunda: “Bizim sizlere dayattığımız on beş maddeden dokuzunu bizlere kabul ettirmek başarısını gösterdiniz. Fakat bu dokuz maddeyi şimdilik cebimize koyuyoruz. Bunları mutlaka bir gün size geri iade edeceğiz.” Diyerek ilk hareketleri genç Türkiye Cumhuriyeti üzerinde kısa sürede oynamaya başlamıştır. Bunların sonucunda yaşanan olaylar ise İngilizlere, Ermenilere bağlı bir satılmışlık olayı değil sanki bölgesel ve etnik bir isyan olayı olarak sunulmaya halâ devam edegelmektedir.
* Atatürk’ün yıllar süren her türlü cephedeki savaşlarla, kongrelerle, devrimlerle, araştırmalarla yaptığı tespitleri ve değerlendirmeleri hiç bir dünya liderinin Anadolu yurdu için yapma şansı olmamıştır. Atatürk bu vatanın kahraman, aydın, ilerici ve ona hayat veren devrimci bir evladıdır. Her milletin kendi değerlerini üretenler kendi ülkesini mutlaka en iyi tanımlayanlardır. Kültürüne, coğrafyasına, sanatına, değer yargılarına yabancı olunan bir toplumun kurtuluş ifadesi sığ bir ideolojik kitaplar bütününden daha ileri olan gerçek yaşamsallığı algılama seviyesidir.
* Askerimiz bu vatanın evladıdır ve adı “Mehmetçik” tir. Benim askerimdir ve Türkiye Cumhuriyeti Nüfus ve Hüviyet Cüzdanı taşıyan herkesin askeri ve evladıdır. Pasaportunun üzerine konulan ay yıldızın resmi bir değer taşıması bile bu maneviyatın derin izlerini taşımaktadır. Askerime atılan kurşun benim namusuma, şerefime ve evime atılmıştır. Bu kanunsuzluğu yapan hesabını hem Allah’a hem de kanunlara verecektir.
* Bir çelişki de şudurki bendeniz için üzerinde düşünülen; Susurlukla ortaya çıkmıştı hani Kürt-Türk-Alevi-Sünni-Şafi-Terörist-Polis-Bürokrat birlikteliği. Demekki hep kan ve parayla beslenmektedir ihanet. O zaman neden bu terör örgütü uyuşturucu kaçakçılığından, kadın satıcılığından, insan kaçakçılığından, emeğin alın terinden çalınarak gasp edilen haraçtan elde edilen nakit paralardan beslenmektedir? Özgürlük neresi, kan, uyuşturucu, kadın satıcılığı, kaçakçılık, gasp neresi? Bir bilmece daha; uyuşturucu ticaretinin kontrolu Irak ve Suriye, İran kısmında bu terör örgütünün elindeyse –ki öyle- Türkiye içinde işbirliği yaptığı milliyetçi geçinenler kim o halde? Ya sonra Avrupada tekrar dağıtımını yaptıkları bu uyuşturucuları yine kendilerine kim teslim etmekte? Bu işbirliği varsa Türklerle işbirliğindeki Kürdistan niye? Uyuşturucunun ve diğer ahlaksızca yapılanların yakıp yıktığı aileleri sormak bile istemem doğrusu.
* Yaklaşık son 21 yıldır devam eden bu silahlı mücadele dönemi yerine, eğitimli mücadele seçilmiş olsaydı belki şimdi daha etkili makamlarda ve yetkili olarak yer alacakları bir sistem Türkiye Cumhuriyetinde mevcuttu. Bunun en net örneği “altın nesil” denilerek yetiştirilen Fethullah Gülen’cilerin çocuklarının şimdilerde bakan, milletvekili, bürokrat, gazeteci, devlet memuru türünden hemen her yerde kilit noktalarda bulunmalarıdır. Sabırlı bir eğitim yerine dağa çıkmak ne kadar anlamlı oldu şimdilerde? Ekonomik güçsüzlük bahane ise hiç mi çalışıpta okuyan olmadı ya da ağalarının İstanbul, Antalya ve büyük şehirlerde yaşayan, her türlü kara paranın içinde yer alan zenginliklerinden bir kaç kuruş akmadı keselerine?
* Töre katliamlarını, kadının aşağılanmışlığını, kan davalarının varlığını algılayamadan, kağıttan canavar ağalıklarını, aşiretlerini tanımlayamadan, tarım, hayvancılık, üreticilik gibi değerli emeğe yönelmek yerine uyuşturucu, altın, elektronik vs. kaçakçılığına yönelmek mi daha kolaydır yoksa? Ya da bakamayacağı bir çok çocuğunu gasp ve soygun çetelerine para karşılığı satmak mıdır özgürlüğü savunmak? Gerçekten bu konuda var mı terör örgütünün bir tanımlaması? Eğer terörü yaratan devletimiz ise burs verdiği fakir öğrencilerin sayısını bilen var mı? Bir çok sosyal kurumun yaptığı yardımları, özürlülere, muhtaçlara yaptığı yardımları görmezlikten gelmek nankörlük olmaz mı? Yeterli değildir kabul ama hiç yok mudur bunlar? Vicdan denen terazi neden olsun hep düşmanlıktan yana? Dost isen elindeki silahın markası neden hep düşmanın satılmışlık silahı?
* Yine söz geldi sevgili Uğur Mumcu dosta. Demiştiki en son yaptığı kürtlükle ilgili, Şeyh Sait ayaklanmasıyla ilgili araştırmanın sonucunda: “Ortadoğuda kürtlerin ve arapların ipiyle hiç bir kuyuya inilmez.” Peki benim de baba yanımla kürt olduğum söylenmekte, o halde beni nasıl ayıracaksınız bu genetik birliktelikten? Hangi yanım kurşun sıkacak aynı vücudunun diğer yanına? Hücrelerimin hangisi kürt hangisi Türk bilemiyorum bunu. Bir kişi varsa hücrelerimi birbirinden ayıracak anlatsın bunu bana.
* Dil ayrılıkları, etnik ayrılık sebepleri kardeşliğe engel değildir. Gönüller birliği kardeşliğin sevgi dolu yanıdır. Kardeş olan bana iki koluyla sarılandır aynı benim ona sarıldığım gibi. Kardeşliği içinden geldiği etnik grup ile kısıtlayan dar alandan çıkamayan bir kısır döngüdedir. Barış denilen bilge kabul etmez silahın kan damlayan zorbalığını. Ve silah sadece vatanın namusunu kendi namusu olarak bilenlerin elinde kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiş haliyle bulunmalıdır. Bu silah kardeşliği korumak adına kullanılmak zorunda olan bir yaptırım ve kendini koruma gücüdür.
Sonuç şudur ben gibi bir aciz için bileki bir daha kesinlikle böyle üzücü olaylar için bile olsa yazmak istemem ayrılık kelimesi içeren hiç bir heceyi. Fakat ben gibi birine bile mana aleminden nasip edilen bir hal gösterilmişti ayan beyan. İnanılır ya da inanılmaz bu çok sorun değil benim açımdan. Bir petrol yangınlarının kara dumanları gibi yanan, içinden kıvrılarak patlayan alevlerin olduğu bir yangın vardı bir kaç katlı evin birinde. Önce bu yangının korkunç halini göstermişti bu görüntüyü nasip eden ve sonra bir sesleniş olmuştu yerleri, gökleri inleten :
“İşte bu gördüğün ev Atatürk’e ve onun kahramanlarına düşman olanların hali gibidir”
Söz bu kadardı... Gerek müslümanlık adına, gerekse her türlü ideoloji adına Atatürk’e, onun bizlere teslim ettiği bu güçlü Türkiye Cumhuriyetine, vatanını kanları pahasına namusuyla savunan askerine, polisine, emekçisine düşman olan Allah’a da düşman olmuş bilsin kendini. Çünkü bizler kul olarak, insan olarak yanılsak bile hakikat diyarı yalan söylemez kendi gerçeğine şahit ettiği aşıklarına, sadıklarına. Sözümüz bu manada gerçektir ve nefsimizden bir katışıklık yoktur.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet kesindir, kalanlara ve ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Dünyasal olan tüm ifadelerde yer alan eksik ve noksanımız var ise tarafıma aittir hesabına daima hazırız. Hakikate dair ifade ise sahibine aittir biz arada o kudretli elin çaldığı sazındaki sözü gibiyiz. Bir daha tartışma ortamı yaratabilecek bu konularda yazmayı istemiyorum ve nasipte olmasın diye dua ediyorum. Gözümüz gönlümüz daima dost ile olsun, dostluktan yana olsun...
İsmail METİN (derdimend)
- derdimend yazıları
- yorum yapmak için giriş yapın ya da kayıt olun



Cvp: TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KAHRAMAN MEHMETÇİKLERİNE SAYGI VE HÜ
Eyvallah Sevgili Dost,
Bir kez daha gönlümüze tercüman olduğunuz için varolun.
Elbet bir gün naçiz bedenler toprağa değecek ancak aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanan bu vatan sonsuza kadar payidar olacaktır...Böylesine kutsal bir görevle şehadete erişme şerefine ulaşan Mehmetçiklerimize Selam olsun...Vatan Sağolsun...
Cvp: Cvp: TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KAHRAMAN MEHMETÇİKLERİNE SAYGI
"Sonuç şudur ben gibi bir aciz için bileki bir daha kesinlikle böyle üzücü olaylar için bile olsa yazmak istemem ayrılık kelimesi içeren hiç bir heceyi. Fakat ben gibi birine bile mana aleminden nasip edilen bir hal gösterilmişti ayan beyan. İnanılır ya da inanılmaz bu çok sorun değil benim açımdan. Bir petrol yangınlarının kara dumanları gibi yanan, içinden kıvrılarak patlayan alevlerin olduğu bir yangın vardı bir kaç katlı evin birinde. Önce bu yangının korkunç halini göstermişti bu görüntüyü nasip eden ve sonra bir sesleniş olmuştu yerleri, gökleri inleten :
“İşte bu gördüğün ev Atatürk’e ve onun kahramanlarına düşman olanların hali gibidir”
Söz bu kadardı... Gerek müslümanlık adına, gerekse her türlü ideoloji adına Atatürk’e, onun bizlere teslim ettiği bu güçlü Türkiye Cumhuriyetine, vatanını kanları pahasına namusuyla savunan askerine, polisine, emekçisine düşman olan Allah’a da düşman olmuş bilsin kendini. Çünkü bizler kul olarak, insan olarak yanılsak bile hakikat diyarı yalan söylemez kendi gerçeğine şahit ettiği aşıklarına, sadıklarına. Sözümüz bu manada gerçektir ve nefsimizden bir katışıklık yoktur."
Allah Eyvallah..!
Merhaba güzel dost,
Allahtan muradım o ki sizinle en yakın zamanda tanışalım, görüşelim, kucaklaşalım.
Yazınızın yukarıdaki şahsi ve de ulvi kısmı doğal olarak hariç olmak üzere her kelimesine, her satırına katılıyorum.
Zor olanı dayatanlar, "bedenin bir yanını diğer yanına kırdırmak isteyenler" kendi ateşleri için odun taşıyor olsalar gerek.
Varolun, ellerinize yüreğinize sağlık erenler.
"Bu Vatan toprağın kara bağrında
sıra dağlar gibi yatanlarındır."
"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen Al Sancak"
Şühedanın ruhları şadolsun, vatan sağolsun!
Y.Sadık YILMAZTÜRK
not;
Yurtta bulunuyormuşsunuz, İstanbula yolunuz düşerse haberim olsun, ne olur...
Telefonum Selahattin kardeşimde var, bu vesile ile bizlerin buluşmasına da vesile olan S.Çakmak kardeşimize de ayrıca sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum. Ömrü uzun olsun. Y.S.Y.