EY AŞIK !
Ey aşık!
Bir dilek dile çabuk gönlünden. Fakat dileksizliğin tüm belirtileri olsun içinde. Gözyaşına acıma, bırak aksın süzülerek uçurumlardan aşağı doğru. Düştüğü derya belki içten gelen bu acı suyu tatlıya çevirmekte. Varsın karışsın deryaya.
Ey aşık !
Aşıklığının hüzünlü sarı rengini bezetmelisin mahzun bakışlarınla. Boynunu büküp sağ yanına devrilmelisin; serin yellerle seslenen bir söğüt gibi salınmalısın dost meydanında. Hiç utanma sakın gönlünün söylediğine. Ve gerçek bir derviş isen hiç aldırma hakikat diyarının çetin yollarında. Sakın ama sakın susma aşk için bu yolda. Fakat bir tek kelime dahi etme kendi nefsin hesabına.
Ey aşık !
Ne güzelsin huzurdayken. Turnaların sırrının sen olduğunu bilsen belkide bu halinle bir an dahi inmezsin gökyüzünden. Gözyaşlarını bulutlardan yağmur eylersin sevdalı yeryüzüne. Bütün mahlukat senin yağmurlarınla dirilip hayat bulur, meyveler seninle lezzetlenir, şükürler sana olur. Aşıklığın destanı olan isimler senden almadı mı, sen fısıldamadın mı kulaklarına Leyla - Mecnun, Ferhat-Şirin, Kerem-Aslı isimlerini? Bu söz mert ve yiğitlerin sözüdür unutma. Aşıklığın keskin kılıcını taşımaktasın diye canının içinde. Canın canımızdır, canımız yaradılışın canıdır. Ah bilselerdi.
Ey aşık !
Söylenmeli sana bütün alemin sırları; tek bir kelime bile etmeden. Aklının uçtuğu son noktadan alıp seni getirmeli mananın tarifsiz olan hiçlik muradına. Teslim etmeli hemen seni dost eline ve boynunun en ince yerine Zülfikâr değmeli; incitmeksizin ve incinmeksizin. Tek bir damla kanın bile akmadan yazılmalı kâinatın her bir zerresine “Ah” eden aşk feryadını. Yanmalı bu feryattan bütün aşıklar ve o meydanın dertlere deva olup yükselen döngüsünde turnalara eş olmalısın. Gözyaşlarıyla düşmelisin dost dizinin dibine. Küle ateş sorulur mu artık?
Ey aşık !
Sana hitabımdır ki tek bir adım bile çekilme geriye; düştüğün dost yollarından. Sana ait olduğunu sandığın her şeyi dök ve kır bu meydanda. Aşkın cezbesi kaptırmış ise kendine, çekme elini ve çekme gönlünü, bir an dahi tereddüt etme. Bu andan sonra yoluna çıkacak olan her bir engel; senin ancak kendine ait sandığın dünyanın hastalıklı yansımalarıdır, böyle bil. İşte bu gerçeği anladığın o an artık yürüme, koş. Bu yol dikenli çalı değil. Taşlı çakıllı, gamlı, kederli değil. Yolun inceliği kadar yumuşak, eminliği kadar düz, berrak deryalar kadar başı açık bir yol. Nasip olmalı mutlaka aşıklığın sadık fedailerine. Yaradılışın hikmeti senin bu aşıklığın değil mi? Her şey senin için değil mi? Aşk her şey ve her şey aşk değil mi?
Ey aşık !
Kurban olduğum yollar senin olsun, yola yolladım seni. Yollar yönünü dosdoğru çıkarmakta dostun iline. Aydın olsun artık gönlünün çağlayan pınarları. Şükretmeli artık nefes ile. Aşk olsun sözü işte bu yüzden aşıkların oldu. Can bedeline…
Ey aşık !
Ahtım olsun sana. Aşk olsun… Aşk olsun sana…
İsmail METİN (derdimend)
- derdimend yazıları
- yorum yapmak için giriş yapın ya da kayıt olun



Cvp:
Hakikat sírdír görmeyene
Sírrí göstermek icin ihvan´a
Hazir beklemekte Hakk
Simdi dilek tutma zamaní
Simdi ihvan olup bu "yol"da
Erenlerin kervanína karisma zamaní
Yanardag, Sírda$(k) olmalí
Zümrüd-ü Anka misali
Yeniden dogmalí küllerinden
Ahdí, ahd olsun ihvan´a...
Cvp: Cvp:
Sefasına cefasına dayandım efendim
Bu cefaya dayanmayan gelmesin efendim
Rengine hem boyasına boyandım efendim
Sultanım gül yüzlüm cananım gel ha gel
Bu boyaya boyanmayan gelmesin ey dost gelmesin ey dost
Rengine boyandım meyinden içtim efendim
Nice canlar ile didar görüştüm efendim
Muhabbet eyledim candan seviştim efendim
Sultanım tabibim gül yüzlüm gel ha gel
Muhabbeti küfür sayan gelmesin ey dost gelmesin ey dost
Pir sultanım eydür dünya fanidir efendim
Kırkların sohbeti aşk mekanıdır efendim
Kusura kalmayan Kerem kanidir efendim
Tabibim sultanım gül yüzlüm gel ha gel
Gönlünde karası olan gelmesin ey dost gelmesin ey dost
Cvp: Cvp: Cvp:
Nefesler Aşk ile söylenir
Aşkın pınarından çağlayan arı duru su gibi yayılır ovalara yaylalara
Eylenmez eylendirmez aşkın nefesi
Bu yüzden yürür ve yürütür
ve inancın şahitliğidir aşıklık
aşk pınarından içene hak aşığı gerçek aşık dolu aşığı derler
böylesi aşıklar yüz yıllara bin yıllara aşkın nefesini haber ederler
hakikatli pınarın görerek duyarak gönül şahitliğini yaparlar
pervane gibi dost yoluna düşüp yanmaklılığı halka ibretidir aşkın
teknoloji çağında bile gönül mekanının gizli sırrını çözüp orada üç kere ölendir aşık
maşuğuyla bilinip onunla dirilendir
aşk kendine aşık eder sonrada aşığını katleder
canına diyet gene kendidir aşk
işte böyle aleme aşkın sırrını bildiren nice fakir aşıklar geldi geçti ve halada gelmekteler
yer yüzünden bir an olsun eksilmediler
evrenin tüm sırlarını bildirdiler ezgileriyle nefesleriyle
haktan gayrı bir nesne görmeden aşk onlara dost oldu
kendini fısıldadı cümle aleme
tenleri yandı yüzüldü ecel şerbetin içti
isimleri cisimleri farklı gibi göründü
fakat aşıkların canı hiç yanmadı
rüzgar ile savrulmadı
topraklara hiç karışmadı
aşk olsun aşk hiç ölmedi
Derdimend
Sevgili dosta gene kendi sözleriyle cevap vermek istedim sadece