Sponsor linkleri

Üye olmak istiyorsanız...

Sitemiz sizlerin rahatı için davetiye ile üye almaktadır.

Davetiyeleri site üyelerinden veya "Ana menü"deki "iletişim" linkini tıklayarak bize adınızı, soyadınızı ve köyünüzü ulaştırarak temin edebilirsiniz.

divrigigenclik.com ekibi

DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR…

DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR…

( I )

Dünyada hayali ve geçici çokluğun içinde halkedilmiş bulunan saygıdeğer inançların her türden önderleri.

Gerçekliğinde hepimizi kendi ruhunun tekliğinden yaratan bir Allah’ın bencileyin fakir kulu sorgulamakta bütün inançların ayrımcı yanlarını fakat sadece can olanlara ibret olsun diye. Bilmekteyimki yeryüzünde binbir çeşitte, renkte ve coğrafyada bulunan halkların her türden iman, itikat, inanç, inançsızlık dertlerine derman olmaya çalışmaktasınız. Bilebildiğiniz ve algılayabildiğiniz kadarıyla çaba sarfederek çevrenize bir şekilde toplanan halkınıza, cemaatinize, talibinize yolunuzun önderlik telaşı içinde yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Bu yardımlarınız bazen öyle oluyorki savaşlara, mezhep ayrımcılıklarına, kan dökücülüğe bile sebep olabiliyor. Siz önderlerin kılavuz olduğu meydanlarda insanlar bunu ticari ya da ekonomik, siyasi bir kavga yerine “din, inanç savaşı” olarak görüyor. Ve yine sizler işte bu şekilde “insanları, insanlığı kurtarma” telaşı içindeyken, artık kanıksanmış farklı isimlerle andığınız, hiç görmediğiniz ve hiç duymadığınız, şahidi bile olmadığınız bir mutlak gerçekliğe tapınmaktasınız. İşte bu halde kiminiz O’na “vahdet”, kiminiz “Nirvana”, “Jesus, İsa, Oğul, Mesih”, “Yehova” ya da bir çok anlamlı, anlamsız isimler söylemektesiniz. Ağlamaklı yalvarışlarınızın yankılarını süslü duvarlarda renklendirilmiş isimlerde aramaktasınız. İbadetlerinizde ve dillerinizde ezberlenmiş kültürünüz ile harman ederek sadece hayalciliği yaşatmaktasınız.

Bencileyin fakiriniz ise bu ömür denen kısa yolculukta son nefese kadar hakikatin gerçeklik sınırının daimi arayıcısı ve ufuklarının yılmaz tarayıcısıyım. Hakikate varan yoldan gayrı hiç bir varlığım ve derdim yok inanın. İşte bu yüzden gerçekten bütün bir halkı kurtarmak ise müşgülünüz lütfen buna şimdilik kısa bir ara veriniz ve sevaplı kıldığınız önderlik işinize öncelikle çok daha kolay halledip ikna edebileceğiniz bu fakirinizden başlayınız. Toplanın yanıma, yöreme ve bendeniz cehalet ehline erdemlerinizle, arifliğinizle lütuf eyleyip sohbetinizle cevap verin; üzüm yemek niyetiyle, sizden beklediğim lezzetin aşkı için…

Örneğin siz ey Budizm’in mütevazi derinliğine dinginlik içinde boyun eğen rahip can! Buda’nın sekiz yıl dağların başında aç kalıp, mağaralarda, ağaç kovuklarında bir başına erişemediği gerçek nedir? Halkın içine çaresizce geri dönüşteyse karşılaştığı “teklik” yani “Nirvana” nın ruhu ne demişti Buda’ya? Duyduğu bu gizemli ve suskun sözü Buda size de söyledi mi? En azından bir fısıltı ile siz bildirin bencileyine, hem de hemen bu anda.

“Meditasyon” yaparken “içe dönüş” için aldığınız dinginleştirilmiş nefesleri size bizzat emanet olarak veren, bu kıymetli nefesinin hikmet kaynağını işaret etti mi size? Meditasyon ve yoganın olgunlaşma ve ilerleme basamaklarında ulaşılacak hal eğer içi boşaltılmış, heykelleştirilmiş huzurlu sanılan bir vücut ise vücudunuzu zaten doldurmuş olanın hikmeti bu durumda sebepsiz mi kılınacak? Yani boşluğun değilde doluluğun hikmetli ispatı ne olacak? Doğa hiç bir boşluğu affetmez iken, bu an ve bu demde yaşayan o vücut boşalırsa içine gelip dolan kim olacak? Bu halden bildirmelisin yine bencileyin fakir kuluna. Bir de “mantra” olan “om” sesinin üçüncü harfi nereye kayboldu? Bu harfin adı ne ve kendisini bulduysanız eğer, biliyor musunuz yerini?

Sevgili Buda bile putlaştırmaya karşıyken, garip bir pazarlama yöntemiyle satışa sunulan milyonlarca heykelciğinin turistik eşya misali ortalıkta dolaşması nedendir? Ve kendi putlaştırılmış heykellerinin önünde tapınanlara, altınlara kaplanmış tapınaklarına sizce Buda ne derdi?

Peki ya size kim söyledi “reankarnasyon” ile yeniden ve yeniden oluşan yaşam dönüşümlerini? Okulda imtihanı vermek kastıyla okurken sınıfta kalmanın ve yeniden aynı sınıfa tembel öğrenci olarak dönmenin erdemini mi anlattı öğretmeniniz? Eğer siz şu anda öğretmen iseniz öğrencilerinize sınıf geçmenin erdemini sunmanız gerekmez mi? Sınıfta kalmanın alçaltıcı erdeminin değeri kaç altın etmekte?

Bir de “enkarne olarak” yeniden dönüşümle bu yaşama tekrar geldiğini söyleyenler, yaşam yerlerini, biçimlerini ayrıntılarıyla tarif edenler gerçekte inkar ile aymazlığın eline düştüklerini kimden ve nasıl öğrenmeliler dersiniz? Birde son olarak öğrenmeyi istediğim şey şudur sizden. Sevgili Buda sizlere demişti ya : “Yapacaklarımı ve bildireceklerimi tamamlayamadım” diye. Tamamlanması için yapılacak bildirişin kalan yarısı nerededir peki? Ne olur kendi anladığınız ve konuştuğunuz dilde bile olsa anlatınız ey Budist Rahip dost. Anlatınız ki halâ sorgu ve sualin elindeyken, Buda dostumuza olan sadakatiniz varsa en azından cevabınızla sizi kurtarabilsin...

Belki de Buda bunu size şimdi fısıldadı. Kim bilir?...

( II )

Peki ya siz Musa Peygamberimizin sadık hahamı! Siz de bize vereceğiniz cevabınızla lutfedin ne olur. Musa’nın Tur Dağına varmaklık yolunda bulunan “kutsal vadi” ye girdiniz mi hiç? Orada uçuşan beyaz kanatlı atlar var mıydı? O güzel ve yeşil vadide Musa gibi her bir adımınızı yalın ayak ve baş açık atabilmek için siz de ayağınızdaki terliğinizi çıkarıp attınız mı? Ancak bu şartla geçilen vadiden ulaşılabilecek olan Tur Dağı’nın parçalanıp toz oluşuna şahit oldunuz mu? Musa’yı bile elindeki asasından ve hikmetli “beyaz ellerinin” sahipliğinden vazgeçiren o mutlu yok edilişi yaşadınız mı, bir an için de olsa?

Musa Peygamberin güttüğü koyunlarına ağaç dallarından asasıyla çırptığı yapraklar yeryüzüne hangi sırlı meyve ağacının dallarından döküldü ve o ağaç köklerini ne yöne doğru salmıştı? Unutmadan... Sizler Musa Sultan’ın bu kadar sadık kulu iken o hikmetli olan Hızır ile hiç buluştunuz mu? Buluşmanız gerçekleştiyse; buluşmayı beklediğiniz kıyısındaki “kızıl deniz” ikiye yarıldı mı sizi görünce? İnanın hep merak etmişimdir neden ismi ille de “kızıl” bu denizin? Bir de şu varki mutlaka dalmışsınızdır en derin yerlerine bu sonsuz denizin. O halde dudaklarınızdaki lezzetini de söyleyin bize lütfen; o kızıl deniz tatlı mıydı yoksa acı mı? Hem deniz üzerinde olduğu söylenen bir de deniz öyküsü vardı sanırım. O öyküdeki Musa ile Hızır’ın erdemli ve gizemli yolculuğundayken delinerek karaya oturtulan o gemi şimdi hangi müzede bekliyor? Yolculuğun devamındaysa, gizemli Hızır’ın öldürdüğü çocuğun yerine yeniden verilen evlatlığın ismi, soyu, seceresi sizce şimdi nerededir? En son olarak yaşadıkları olayda; hani şu yıkılacak olan çatlak duvara gizlenmiş hazineyi buldu mu o masum yetimler? Bilmekliğin ve bilinmekliğin adıyla cevap olsun ne olur...

Musa Peygamberin kekeleyen dillerini bülbül misali açan denizden alınmış o üç adet çakıl taşlarının sırrı neydi ve üç taşın ele alındığı kıyı neresiydi? Sizde de bulunur mu bu dil açan, gönül ısıtan su taşlarından; cebinizde, gönlünüzde? Yoksa altın bir buzağı mı içti koca denizi tek nefeste?

Bir de Musa’nın sırlı ve lanetli olduğunu söylediğiniz hazine sandığı vardı ya hani; bu sandığı gerçekten Alman Naziler bulmuşta lanete uğramışlar mı? Yoksa merak konusudur bendeniz için; “Küntü Kenz” (Gizli Hazine) isimli bir sandık kendini bulmuş olanları neden uğratsın lanete? Belki Musa’nın küçücük bir bebekken Firavun onu bulupta öldürmesin diye içine konulup salıverildiği, coşkun ırmakta onu tehlikelerden koruyup yüzdüren bu sandık mıydı? Bilemedim doğrusu bunu da anlatın hiç bıkmadan.

Hep sorular soruyorum diye sakın kızmayın ne olur bana. Aslolan masumluğumuzun hakkı için cevap beklemekteyiz. Niyetimiz inanın birlik ve beraberlik içindir. Bu yüzden cevap edin bize bıkmadan, usanmadan.

Sevdiğiniz Musa bu kadar fakir ve mütevazi haliyle Firavun’a, sihirbazlara karşı hakikat yolunda canıyla baş koymuşken, sizler neden altınlı, incili kaftanlarla saraylar içindesiniz? Kitabı Mukaddese yazılıpta sizlere söylenmedi mi “Sinagogların içinde ve önlerinde ezbere tekerleme dualar edenler gibi olmayın” sözü? Aynı can içinde can olan Allah bir hakkı için bildirin bize tüm bu hikmetlerinizden. Varsa söyleyin bütün sırlarınızı hemen. Sadece bir tek kelime ile bile olsa cevabınız, ondan da anlarız merak etmeyin. Tabiki cevabınız gerçek bir cevap olur ise...

(devam edecek)

FERHAT MUNZUR's picture

Cvp: DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR…

Hocam, gene elinize sağlik çok güzel bir yazı yazmışsınız.
Anladığım kadarıyla yeryüzünde ki inanç sistemlerinin ortaya çıkış noktaları, inanç ve kanâat önderleri, Peygamberleri, yani sistemin merkezinden günümüzde aylınlatacak olanların uzaklaştığı çıkar neblim işte menfaat ugruna kullanıldığını, yazmışsınız.

İnanç önderlerini yaptıkları yada bilgileri ölçüsünde degerlendirmeye tabiî tutuyoruz. Örg. olarak Budistlik ve Musevilik ele alınmış devamıda var dediğinize göre daha da ele alacaz.

Ben bazı noktalara takıldım. Meditasyondan bahsettiniz yada yahudilerin ibabet biçimleri, birbirinden çok çok farklı olan bu inanç sistemleri aslında aynı ortak noktada buluşmuyor mu? Sonuçta kendilerini yarattığına inandıkları ve bir düzen içinde ne olacağına onun karar verdiği bi güçden bahsediyor hepsi. Uyguladıkları metotlar yada ibadet biçimleri sadece O'na ulaşmada izlenilen yol değil midir? Hangi yol olursa olsun sonunda kapı mutlaka O'na çıkmıyor mu?

O zaman her inanç sisteminin önderleride kendi sistemlerinde ki izlenecek yol dolayısıyla hareket etmek zorundalar değil mi? Buda heykel yapıp tapınmaya karşı olabilirdi ama insanlar inandıkları değerlere ulaşma çabasında bunu somutlaştırması o sistemden çıktığı anlamına mı gelir?

Kendimizden örnek verelim. Evimizin bir köşesinde Zülfükar bir köşesinde Hz.Ali resmi bulundurmmamız bizim İslamiyet inanç sisteminden çıkmamız anlamında mıdır? Nitekim yasaktır İslamda da resim heykel vs..

Ben şöyle düşünüyorum sistemde izlenecek yolda ilerlerken zaman içinde yada ekonomik nedenler yada kültürel gelişme,degişme,gerileme,yada asimilasyon yada doğal şartlar vs. arttırabilir nedenleri, bir takım etmenler dahil olmuştur. İslam olgusu bugün hala aynı dogmatizmle aynı yapıda iken zaman içinde izlenen yolda değişmedi mi sizcede?

Kalıp aynı hatta hatta izlenen yolda aynı diyelim fakat uygulama yada yolda durulacak yapılacak şeyler zaman içinde değişmesi bu durumun sonucudur.

İnanç önderlerinin zman içinde kalıplardan uzaklaşması yada başka şeyler ortaya atmasının gerekçeleri vardır ve bence bundan sonrada daha çok degşiklik olacaktır...