DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR (son bölüm)
( VI )
Ya siz keramet beklentilerinden yorgun dedem! Siz de çok karşılaştınız mı “kolunu daldır şu kaynayan kazana da göster bize kerametini, sihirbazlığını” diyenlere? Peki var mıdır böylesi kerametiniz gerçekten? Sonra yanmasın kolunuz, bacağınız bu sihirin elinden.
Size de bir kaç cümleyle gönlümüz yönelecek. Sadıklığın diliyle ve yüzüm yerde olarak size sorarım ki ; bir aşık gönül ile on bin kerametin iki ayrı kefede tartıldığı “mizan” denilen teraziyi gördünüz mü? Biliyorsanız anlatın; bu terazinin denge noktasındayken varlığı “hiç” olduğu halde hangi kefe daha baskın oldu diğerine?
“Didar” kelimeciği çok söylenir nefeslerde fakat didar ne demektir mana sözlüğünde? İşte o didar ne yandan dönüp gelir sevdiceğinin üzerine, sağdan mı soldan mı? Sağ sol derken yönlerle anlaşılan ve sağdan sola doğru akan bir aşk haline gizlenmiş bir konu daha var: Hani sağdan sola doğru bir dönüşle “Kırklar Cem” inde vecd ile eylenen “semah” var, bilmektesiniz mutlaka bunu. İşte bu semah ne vakit dönülür dedeciğim? Orada çalınan sazın ustası, zakiri, zikri kimdir, nedir? Dönülen semahı çeviren sazın ses çıkaran bir teli var mıdır? İşte o “kırklar” ile bir oldunuz mu dedem? Bakın sırrı hakikatten sual oldu nedense, belki bir çokları böyle bir yerden haberdar bile değilken hem de. Siz madem “pirlik ve mürşitlik” niyetiyle bu halkın önüne düşmüş iseniz o halde mutlaka haberdarlığınız vardır gizli olan bir halinizde. Demem o ki işte bu yüzden size mana üzerinedir sorularım. Kırkların başında kim vardı siz oraya vardığınızda desem mi ya da bundan sonrasını sormayayım olmazsa. Buraya varmaklığınız bile yeter de artar bile. O zaman cevap vermeseniz de olur.
Üç can ile bir cem etmişlik anlatılır ya, işte bu üç can kimdir, tanımak isterim canlarımı. Cem eylemekliklerindeki hikmet nedir ve cem evi neresidir bu canların? Bu diyarda değilse bile hangi diyarın yurdundadır acaba? Bu cevaba da razı olarak beklemekteyim yanıtınızı. Çünkü “cem” denilince gönlüme şu geliyor hemen; “cem” kendinden kendine olarak nerede gizli ibadet etti yine kendine? Yok yanlış sormadım bir daha sorabilirim aynı soruyu. “Cem” demiştim, kendinden kendine gizli ibadet halini nasıl gerçekleştirdi diye sormuştum? “Kısır Cem” değil bu cem, belki o yüzden bir daha netleştirdim sorumu dedeciğim.
Dört kapı ve kırk makamın tahsili tastamam bitince, aldığınız diplomanın tastik ve mühürünü hangi yetkili makam size vermektedir? Arayanlar için bu tastik ve onay yeri nerededir? Aldığınız diplomayı tastik eden o eldeki güneşin mühürü direkt olarak hangi merkeze bağlıdır? Evet “güneşin mühürü” diye sordum. Bakın bu daha çok merak ettiğim bir isimdir, çünkü “manevi önder” olduğunu söyleyen herkesin belkide bu ismi mutlaka bilmesi gereklidir. Bana da öğretin bu mühürün gerçek ismini, nedir bu gizemli isim?
Ve üzerinde oturduğunuz postunuz, bir hayvandan mı yüzülüp, kurutulup oraya serilmiştir? Yoksa Hakk ve hakikat diyarından mı geldi size? Yani sipariş mi, yoksa nasip mi? Soy ve secereniz “belden” gelmişlikten mi, yoksa hizmet ile “yoldan” oldunuz da onun için mi? Hacı Bektaşı Veli pirim Anadoluya Horasandan gelince seceresini mi anlattı, yoksa işin hakikatini mi? Mürşitlik makamında Hakk ettiği bir postu vardı sanırım. O hikmetli nefes postu nerede şimdi, kimde? Hacı Bektaşı Veli Hünkâra bu postu “halk” mı vermişti, yoksa “Hakk” mı? Basit bir cevap olsun o kadarı yeterli. Halk ile Hakk kavramları arasındaki derin ilişiklik ve aykırılıklar ilgi çekicidir deli gönlümden yana.
On iki imamların cemal cemale yanıyla dara çekilipte bir cem olduğunuzda ilk gördüğünüz ve hemen dikkatinizi çeken neydi? Bunu da merak ettim anlatırsanız dinlerim.
“İslam” denilen hakikatin özdili ve özgerçekliği dilinizin, kültürünüzün güzelliğine nasıl yansıdı? Bir de çok önemli tabiki; ibadetinizin “secde” olan yanına gizlenen neydi gerçekten? Secde deyince hemen geldi gönlüme bir soru daha. Secdedeyken “kül” olup kaldınız mı diye de sormalıyım. “Kül olmak” demek her neyse siz daha iyisiyle anlatın, ben unuttum soruların ve cevapların bir öncekini.
Sevgili İmam canımıza sorduğumu size de sormalıyım. Belki siz de cevap verirsiniz bu cenaze namazı bahsi için. Siz cesetsiz olan canınızın talkınını kendiniz verip, cenazenizi yine kendi kendinize kılmak için mana aleminin erlik meydanına getirdiniz mi? Orada kendi canınızın şehadeti için cenaze namazınızı kıldınız mı? Ölmeden ölmek ne olsa gerek? İşte bunu tam olarak anlamak niyetiyle sordum gerçek diriliğin sebebini.
Ayrıca size önemle hemen belirtmeliyimki ben fakiriniz bilgin ya da alim değilim. Hatta bilginlerin, alimlerin hizmetçisi bile olmam, olamam. Bencileyin garibi sanki bir şeyler biliyormuşta soruyormuş gibi hiç sanmayınız dedeciğim. Bilinizki bütün bilgi ve görgüm inanın elimden, aklımdan ve gönlümden alındı. Razı oldum bende bu çarkın böyle olan işleyişine. Fakat benden alınan her bir oluşun yerine yenisinin gelmesi için sizden bir cevap daha almalıyım ki bir önceki aldığım emaneti verebileyim sahibine. Lütfen ne olur aklım ve gönlüm hep yeni akan arı, duru bir suyla dolsun niyetimden sayınız bu halimi. İşte hep bu yüzdendi aciz sorularım. Açlık çeken bu fakiriniz üzüm yemek için yaratılmıştır, bağcı ile de dosttur. Biz dost ile birbirimizi üzüm için kırmayız. Siz işte bu bahsettiğim üzümün şarabından hiç tattınız mı? Mesela kendinizden geçince gökyüzünde bir nara attınız mı? Artık anlamsız gibi mi oldu sorularım? Peki o zaman demekki yeterlidir aldığım ya da alamadığım tüm cevaplarım. Himmet eyleyin tekrar kendi yoluma düşeyim. Yolumu sorarsanız kendi garip gönül yurduma doğrudur yolum benim dedem.
( VII )
Ve Hindular, Yezidiler, Brahmanlar, Süryaniler, Şamanlar, Tapınak Şövalyeleri, Ateistler, Bahailer, Nakşibendiler, Kadiriler, aya, güneşe tapanlar, uzaya inananlar, Şintoistler ve daha nice sayamadığım, bildiğim, bilemediğim inançların önderleri. Sizlere de sormak istediğim sorularım eteğinizdeki taşlarınızdan çok. Sizler de bilinizki unutmadım sizleri de; vermek istediğiniz cevaplarınız için. Fakat bunca sorudan sonra sizlerden de benzer cevapları beklemek daha bize ne gerek. Lütfen sizler de bütün arifliğinizle daha sizlere sorularımı sormadan vakıf olduğunuz yolunuzun sırlarına varmış ve erişmiş iseniz bendenizi elimden tutup vereceğiniz ipuçlarıyla cahillikten kurtarınız.
Sadece şunu söylemeniz bile yeter, diğer inançların önderleri gibi. Neden bin bir zorluk dolu, karlı, bulutlu, fırtınalı dağların başında değişik renklerde bayraklar açıp, en haklı ve en önemli olma kavganız? Aşk ve sevgi diye nitelendirdiğiniz bütün inançların programlandığı parçalanmış bu haller “mutlak aşk” hali olur mu hiç? Sizleri “önder” olarak seçen bunca kalabalıklar, topluluklar kendilerine “bir” baş etmişse, sizler kendi başınızı “bir” ettiniz mi varıpta “birlik” yurduna? Bir olmadan vardığınız bataklığın adı, büyüklüğü, gücü, kuvveti, çokluğu ne farkeder acaba? İşte şimdi düşündüm bunu da. Varlık sebebinin dışında başka bir değer etmeyen bataklık ancak adam öğüten bir bataklıktır. Muhabbetimizin meydan yerinde bataklığın artık adı da olmasın çamuru da...
( VIII )
Doğru yerde, doğru zamanda ve doğru kişiye sorulmuş sorular önemlidir; en başta aciz benliğime yakıştırdığım bencileyin için. Sorular, alacağı cevaplarla menzile vardıran oklar gibidir ve mutlaka aşk ile yaralamalıdır gönülleri. Maksadımız kimseyi yermek, eleştirmek değil, aşkın bir tek gerçeği olan ifadelerimizden kesin olarak bu anlaşılmamalıdır. Fakat yalan ve yanlış yere yol önderliğinde olanlar için de Hakka ait olan sonsuz eminlikteki sözden geri kaçmakta bize usul değildir. Yollar, yöntemler, kültürler birbirlerinden ayrı sanılsa bile ayrı olmayanada varılan yoldan bir haber var mı diyedir sohbetteki derinlik arayışımız.
Ayrıca herkes kendince nasıl inanırsa inanabilir. Bu gerçeği de sorgulamak haddimiz değil, candan inanmaktayım buna. Fakat yine de sevgi dolu arayıcılar, aşk dolu gönüller için küçükte olsa karanlıklarda bir ışık yansın diyedir kendimizi meydanda yakışımız. Minik bir aydınlık bile oluşursa ne mutlu canlara, ne mutlu tüm soruların olgun, inanç ve bilgi dolu cevaplarına.
Kim, nereden, nasıl, ne zaman ve ne halde erlik ve birlik olma meydanına gelirse gelsin farketmez, bu kesin. Yeterki ulaştığı hal “kendinde bulduğu” gerçek bir hal olsun. Kendinde var olmayanı nasıl ve neden arasın bir başkasında insan? Kişide ne var ise, arayıcı kendi manevi önderinde her ne bulmuş ise o kendisinde olandır demekki. Bu kural değişir mi durduk yerde? İşte bu yüzden sorulan tüm sorulardan sonra “her şeyi ben biliyorum” sonucu da çıkmasın kimseye. Bir gün hepimizin toplanacağı meydanda tüm bildiricilerin aynı kaynaktan haber ettiklerine, yaratılanların “bir” olduğuna şahit olunca, ayrılık önderlerinin “ikilik” yolundaki hizmetlerinin sonucunda dilleri lâl olupta utanmasınlar diyedir birlik ve bir can oluş figanımız.
Şimdi inançların her türden, ırktan, dinden, dilden, kültürden, töreden ve aşiretten, boydan, soydan olan önderleri taşıdıkları bu büyük veballerini anlamalı. Arayıcılarda da eğer gerçekten “bülbül” olma aşkı var ise gerçek bir “gül” dalına tünemeli. Niyet ve duamız aciz gönlümüzle işte sadece budur..
Eğer hakikat diyarına varan olur ise bize de hemen haber etsin ki biz de uçalım onlarla o al gülün dertli dalına. Figan edip seherlerde öterken dökelim kanlı gözyaşımızı. Biz de anlayalım mutlak yaradanda “hiç” olup kaybolmanın hafif ve derin mutluluğunu.
Yine bu candan sohbetimiz de “ikna etmek” için değil dostça bir muhabbet için olsun. Bana benden, sana senden yakın olanın aşkına; adı, sanı, dini, mezhebi, inancı ve inançsızlığı canında toplamış ve onu güzel yüzünde bir damla gözyaşı etmiş canlara tekrar “Merhaba”. Acıların değil aşkın, mutlulukların nazarla bakan gözyaşıyla dolu olsun yolunuz.
Çok şükür bize nasiptirki bilinir sözümüzün hikmeti. Gönlünü ve gerçeklik gözünü hakikate şüphesizce açanlara az değildir sözümüz. İşte o can olupta ayrılıklardan kurtulmuş olanlara aşk olsun... Aşk olsun...Aşk...
İsmail METİN (derdimend)
- derdimend yazıları
- yorum yapmak için giriş yapın ya da kayıt olun



Cvp: DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR (son böl
Birine bindir az değildir sözünüz. Yükünüz gevherdir, tuz degil...
Saygílarímla
Cvp: DÜNYASAL İNANÇLARIN ÖNDERLERİNE BENCİLEYİN SORULAR (son böl
AŞIK gönlünü tartacak mizan varmola?
Miraçta sağ sol denilen yön varmola?
Kırkı BİR ise ayrı olan varmola?
Kainatın sırrı Adem’den gayrı mühür varmola?
Muhammed kitabını kendinden gayrı OKU yacak varmola?
Hakikat diyarının yolsuz yolcusu varmola?
Pişip yanmadan KÜL olan KUL varmola?
Kendi cesedine kendinden gayrı namaz kılan varmola?
Aşığa AŞK tan gayrı şahit olan varmola?
Şarabın dolusunu AŞK tan gayrı içen varmola?
Sorusuna cevabı sırlayan “emin kitap” ne ola?
Işığınız daim olsun Güzel DOST…
Saygılar,